Özel Bağışıklık Olayları
Giriş
Mikobakteriler, insan ve hayvanlarda birçok hastalığa yol açan enfeksiyöz bakteriyel etkenlerdir. Mikobakterler, ilk kez 1882 yılında Robert Koch tarafından tanımlanmış ve kültüre edilmiştir. Mikobakteriler, Actinomycetalestakımının, Mycobacteriaceae ailesi ve Mycobacteriumcinsi içerisinde yer alan bakterilerdir. Lipitçe zengin hücre duvarı yapısı nedeniyle aside dirençli bakteriler olarak adlandırılırlar.
Günümüzde Mycobacteriumcinsi içerisinde 190’dan fazla tür tanımlanmıştır. Enfeksiyon yeteneklerine göre Mikobakteriler; mutlak patojenler, fırsatçı (oportunistik) patojenler ve apatojenler (saprofit) olarak sınıflandırılırlar. Patojen ve fırsatçı patojen türler, memelilerde ve insanlarda başta akciğer olmak üzere diğer organ ve dokularda kazeöz ve kazeökalseröz özellikte tüberküllerin oluşması ile karakterize tüberkülozis, insanlarda lepra, hayvanlarda paratüberkülozis, deri tüberkülozisi ve tüberkülozis benzeri kronik enfeksiyonlara yol açarlar.
Mikobakterilerin Genel Özellikler
Mikobakteriler, 0.2-0.6 µm genişliğinde, 1-10 µm uzunluğunda olan düz veya hafif kıvrımlı basillerdir. Sporsuz, kapsülsüz ve hareketsiz bakterilerdir. Mikobakterilerin lipitçe zengin hücre duvarı yapısı vardır. Bu yapı nedeniyle aside-dirençli bakteriler olarak adlandırılırlar. Mikobakteriler, Löwenstein– Jensen ve Middlebrook gibi yapay ortamlarda üretilirler ve M. bovis hariç birçoğu gliserolü kullanır. Mikobakterilerin çoğu zorunlu aerobik bakterilerdir. Optimal üreme ısıları 37-37.5 ◦C’dir. Generasyon süresi 15-24 saat olup, koloniler görünür hale gelmesi 5-6 hafta sürebilmektedir. Mikobakterilerin bazıları ışık ve karanlık ortamda pigment oluştururlar. Bu özelliklerine göre Ranyon sınıflandırılması yapılmaktadır. Mikobakteriler, çevresel irritanlara karşı dirençli bakterilerdir. Mikobakterilerin, endotoksin ve ekzotoksinleri yoktur. Temel virülens özelliği, konak hücre içinde yerleşme ve çoğalmayı sağlayan intrasellüler yaşama yeteneğidir.
Mikobakteriler, hastalık yapma yeteneğine ve yaptığı hastalığa göre; tüberkülozis etkenleri, tüberküloidler, mikobakteriyozise yol açanlar ve saprofitler olarak sınıflandırılır. Tüberkülozise neden olan türler insanlarda M. tuberculosis, sığırlarda ve memeli hayvanların büyük çoğunluğunda M. bovis, kanatlılarda M. avium ve balıklarda M. marinum’dur. Tüberküloidler ise 22 ◦C’de üreyen, pigment oluşturan ve Ranyon sınıflandırmasına dahil olan türlerdir. Saprofitik Mikobakteriler ile ilgili enfeksiyon bildirilmemiştir. Mikobakteriyozise yol açan türler ise insanlarda cüzzam (lepra) etkeni M. leprae ve ruminantlarda paratüberkülozis etkeni M. paruberculosis’dir.
Tüberkülozis
Tüberkülozis, hayvanlarda başta akciğer olmak üzere diğer organ ve dokularda kazeöz veya kazeökalseröz granülom (tüberkül) oluşumu ile karakterize, kronik seyirli ve bulaşıcı bir hastalıktır.
Sığır tüberkülozisinin temel bulaşma yolu solunum ve sindirim sistemidir. Bunların haricine kongenital, genital ve deri yolu ile bulaşabilmektedir. Etken vücuda giriş yerine göre solunum ve sindirim sisteminde mukozlardaki fagositik hücreler tarafından yutulduktan sonra ilgili lenf nodüllerine yayılır. Burada hücresel bağışıklık yanıtın bir yansıması olarak tüberkül oluşumu ile son bulur. Solumun sisteminin etkilendiği durumlarda sığırlarda kısa ve kuru öksürük, dalgalı ateş ve bölgesel lenf yumrularında şişkinlik görülür. İlerlemiş olgularda solunum güçlüğü ve ağrılı öksürük yaygındır. Sindirim sisteminin etkilendiği durumlarda ishal ve mezenteriyel lenf yumrularında şişkinlik görülür. Deri, genital ve üriner sistem enfeksiyonları nadirdir.
Koyun ve keçiler, klinik vakalar daha az olup hastalık genelde kesim esnasında fark edilir. Tüberküllerde kalsifikasyon oranı daha azdır. At, kedi ve köpeklerde de benzer lezyonlar rastlanır. Fakat kazeifikasyon ve kalsifikasyon nadiren gözlenir. M. avium kanatlıların tüberkülozis etkenidir. Kanatlılarda hastalık kronik zayıflama, topallık, düşkünlük, verim kaybı ve klasik tüberkülozis lezyonları ile seyreder.
Tüberkülozisin laboratuar tanısında, kronik olgularda bakteriyolojik yöntemler, erken dönem enfeksiyonlarda ise immünolojik tanı yöntemlerine başvurulur. Mikobakterilerin kültüründe, yumurta bazlı Lowenstein-Jensen ve Stonebrinks besi yeri yaygın kullanılmaktadır. Kompakt örnekler besi yerine ekilmeden önce steril fizyolojik tuzlu su (FTS) ile homojenize, takiben santrifüj ve sonrasında NaOH, H2SO4 veya oksalik asit ile dekontamine edilerek besi yerlerine ekimleri yapılır. 37 ◦C’de 8-10 hafta inkübasyon sonrası oluşan sarıbeyaz ve karnabahar görünümlü R koloniler Mikobakteriler yönünden değerlendirilir. Tübekülozisin teşhisinde PZR, kronik dönemlerde ELISA temelli serolojik testlerden faydalanılır.
Sığır tüberkülozisinin teşhisinde in vivo intradermaltüberkülin testi veya in vitro IFN-gama testi rutin tanı testi olarak kullanılmaktadır. Her iki teste hücresel bağışıklık yanıtı değerlendirilir. İntradermal tüberkülin testinde sığır PPD kullanılır. Test sığır kuyruğunun alt kök kısmına tek uygulama veya boyun bölgesine tek veya karşılaştırmalı çift uygulama şeklinde yapılmaktadır. Uygulama öncesi ve uygulandıktan 72 saat sonrası deri kalınlığı ölçülerek değerlendirilir. Enjeksiyon yerinde deride 3 mm’ye kadar olan kalınlaşmalar negatif, 3-4 mm kalınlaşmalar şüpheli ve 4 mm’den büyük kalınlaşmalar pozitif olarak değerlendirilir. Karşılaştırmalı testlerde sığır PPD ve avian PPD kullanıldığı için şüpheli ve pozitif durumlarda hangi hastalığın (tüberkülozis veya paratüberkülozis) olduğuna dair farklı şekillerde değerlendirmeler yapılır. Tüberkülozisin alerjik tanısında kullanılan bir diğer testte antijen ile duyarlılaştırılmış T-lenfositlerce salınan IFN-gamanın tespiti yapılır.
Sığır tüberkülozisi ülkemizde ihbarı mecburi ve tazminatlı bir hastalıktır. Enfekte hayvanlarda sağaltım yapılmaz. Pozitif saptanan hayvanlar kesime gönderilir. Tüberkülozis şüpheli etler düşük değerli olarak şartlı tüketime tabi tutulur. Damızlık veya kıymetli hayvanlarda tedavi denenebilir. Tüberkülozise karşı korunmada aşılama deneysel çalışmalardan ibaret kalmış olup rutinde kullanılmamaktadır.
Paratüberkülozis
Paratüberkülozis (Johne Hastalığı), ruminantların kronik enteritisi ile karakterize enfeksiyöz ve bulaşıcı bir hastalığıdır. Hastalık, M. aviumsubsp. paratuberculosistarafından oluşturulur. M. avium subsp. paratuberculosis, Mikobakterilerin genel özelliklerini taşır.
Ruminantlar ve devegillerin doğal konakları olduğu paratüberkülozise daha çok genç hayvanlar duyarlıdırlar. Genç hayvanlar erken dönemlerinde bol miktarda etken alır; fakat klinik olgular daha çok 2-5 yaş arasındaki hayvanlarda görülür. Paratüberkülozis genelde sindirim yoluyla bulaşır. Bunun haricinde vertikal bulaşma da söz konusudur. Hastalık kronik granulomatozis enteritis ve mezenterik ve iliosekal lenf nodüllerinde yangı ile karakterizedir. Enteritis sonucu hayvanlarda malabsorpsiyon sendromu gelişir ve kronik ishal ve buna bağlı ilerleyici bir zayıflama görülür. Dehidrasyon ve kaşeksi sonucu hayvanlarda ölüm görülebilir. Paratüberküloziste patolojik olarak en önemli bulgular, bağırsaklardaki yangıya bağlı olarak gelişen tipik kalınlaşma ve beyin manzaraları görüntüdür. Bağırsak mukozasında hemoraji ve sıyrılmalar, kanlı ve sulu içerik gözlenir. Bölgesel lenf yumruları şişkin ve ödemlidir. Lezyonlarda tüberkülozisten farklı olarak kazeifikasyon, kalsifikasyon veya fibrozis yoktur.
Paratüberkülozisi klinik ve patolojik bulgulara bakarak teşhis etmek güçtür. Hastalığın erken teşhisinde kullanılan bütün laboratuar yöntemlerinin sensitivitesi düşüktür. Fakat hastalık ilerledikçe testlerin diagnostik başarıları artar. Hastalığın teşhisi, etkenin doku ve dışkıda kültürel ve moleküler yöntemlerle saptanması, spesifik antikorların serolojik olarak belirlenmesi veya hücresel bağışıklık yanıtın alerjik testlerle saptanması ile yapılır.
Paratüberkülozisin bilinen spesifik bir tedavi yöntemi yoktur. Fakat tüberküloziste kullanılan preparatlar bu amaçla kullanılabilir. Erken yaşta daha duyarlı olan hayvanlara etkenin bulaşmasının önlenmesi amacıyla genç hayvanların yaşlılardan ayrılması, genel hijyenik önlemler, sevk ve idare uygulamalarının enfeksiyon risklini azaltır. Bazı ülkelerde klinik bulguların ve etken saçılımının azaltılması amacıyla aşılar kullanılmaktadır.
Aktinomikozis
Aktinomisetler, Actinobacteria sınıfının Actinomycetaceae ailesi içerisinde yer alan ve Actinobaculum, Actinomyces, Arcanobacterium, Falcivibrio, Mobiluncus, Trueperella, Varibaculumgibi cinsleri içeren bakteri grubudur. Miselyal bakteriler olarak bilinen bu bakteriler Mikobakterilere benzese de yapı olarak mantar ve bakteri arası formlar olarak bilinirler. Aktinomisetler toprakta bol miktarda bulunan ve toprak ekolojisi için önemli rol oynayan bakterilerdir. Bazıları ise fırsatçı enfeksiyon oluşturan patojenlerdir. Aktinomisetler, kapsül ve spor oluşturmayan Gram pozitif bakterilerdir. 0.2- 1.0 µm boyutunda çomaklar veya 10-50 µm uzunluğunda branşlı flamentler oluşturan bakterilerdir. Besi yerlerinde yaklaşık iki haftalık inkübasyonu takiben rough (R) veya mukoid (M) koloni oluştururlar. Fakültatif anaerob veya mikroaerobik ortamlarda üreyen Aktinomisetler, mesofilik bakterilerdir. Aktinomisetlerden patojen olan türler insanlarda Actinomyces bovis, domuzlarda Actinomyces suis ve insanlarda Actinomyces israeli olarak adlandırılır.
Sığır Aktinomikozisi
“Yumrulu Çene Hastalığı” olarak da adlandırılan Aktinomikozis, sığırlarda baş bölgesindeki kemiklerde yangı, fibrozis, kalınlaşma ve deformasyon ile seyreden kronik bir hastalıktır. Hayvanlarda kemiklerin fonksiyon kaybı sonucu yem yeme ve güçlük, salya akıntısı, çiğneyememe gibi belirtiler gösterir. Hayvanlarda çene sertleşir ve şişer. Şişkinlikler irin içerir ve bazen deriden açılarak apse veya fistül oluşturabilir. Baş bölgesi yerleşkesinin haricinde akciğer, deri ve genital sistem yerleşkesi de vardır. Hastalık daha çok sporadik şekilde ortaya çıkar ve ergin hayvanlarda görülür. Aktinomikozis aynı zamanda zoonotik bir hastalıktır. Etken bazen dil, deri, beyin, akciğer ve genital sisteme yayılabilir. Dilde sertleşme kalınlaşma, ülser benzeri lezyonlar oluşturabilir. Derideki lezyonlar sert tümörleri andırır. Akciğer lezyonlarının derecesine bağlı olarak öksürük, solunum güçlüğü gibi belirtilere yol açabilir. Hastalığın teşhis laboratuar analizleri ile yapılır. Tedavisinde medikal ve operatif işlemlere başvurulur.