Türkiye Ekonomisinde Uygulanan Borçlanma Politikası

1929 Büyük Buhranından sonra Keynesyen politikalar neticesinde devlet borçlanması olağan bir maliye politikası aracı olmuştur. Türkiye’de iç ve dış borç sıklıkla kullanılmış ve borçlar son yıllarda makro ekonomik değişkenler üzerinde belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır.

1980 Öncesi Borçlanma Politikaları

1980 öncesi kamu borçlarının gelişimi dört alt döneme ayrılarak değerlendirilebilir.

1923-1939 dönemi: Liberal politikaların tercih edildiği 1923-1928 döneminde iç ve dış borçlanmadan kaçınılmıştır. Ilımlı devletçilik ilkesinin benimsendiği 1930’lu yıllarda sanayileşme ve iktisadi kalkınmanın finansmanı amacıyla iç ve dış borçlanma yoluna gidilmiştir.

1940-1945 savaş yılları dönemi: II. Dünya Savaşı’na girme olasılığına karşı uygulanan politikalar nedeniyle artan bütçe açıklarının finansmanı için iç borçlanmaya gidilmiştir. Artan dış borçlar ise rezervlerin güçlü yapısı nedeniyle sorun olarak değerlendirilmemiştir.

1946-1960 savaş sonrası dönem: Özel sektör daha fazla teşvik edilmiş ve dış borçlanma ve Merkez Bankası kaynaklarına sıkça başvurulmuştur. Dış borçların büyük bir bölümünü ABD’den alınmıştır. Ayrıca Truman Doktrini ve Marshall yardım planları çerçevesinde ekonomiye fon girişi sağlanmıştır. 1947’de IMF’den ilk defa kredi kullanılmıştır. 1950’li yılların ikinci yarısından itibaren ödemeler dengesi açıkları borçlanmayı artırmıştır.

1961-1979 dönemi: 1960’lı yıllarda kalkınmanın desteklenmesi, Kıbrıs Barış Harekatı’nın yarattığı savunma harcamalarının karşılanması ve bütçe açıklarının finansmanı için iç borçlanmaya başvurulmuştur. Planlı dönemde dış kaynak ihtiyacının önemli bir kısmı konsorsiyumlar aracılığıyla karşılanmıştır. Dönemin sonlarında Türkiye borç bunalımına düşmüş ve IMF gözetiminde iki istikrar programı uygulanmıştır.

1980 Sonrası Borçlanma Politikaları

1980 sonrasında ekonomik ve siyasal gelişmeler sonucunda borç göstergelerinde önemli gelişmeler yaşanmıştır.

İç Borçlanma Politikası

1980’den günümüze iç borçların gelişimi üç alt dönemde incelenmiştir.

1980-1989 dönemi: 1980 ihtilali sonucunda askeri yönetimin iş başına gelmesi ile iç borçlarda yavaşlama olmuştur. 1983 yılında Özal iktidarıyla, dünyada artan liberalleşme eğilimleri Türkiye’de de başlamıştır. Bütçe açıkları, açıkların iç borçlanma ile karşılanma politikası, enflasyon ve enflasyona bağlı olarak oluşan yüksek faiz nedeniyle iç borçlanma maliyetinin yükselmesi iç borcu artıran faktörlerdendir. 1980-1989 döneminde iç borç stoku sürekli artış göstermiştir. İç borç yükü ortalama %13.9 düzeyinde gerçekleşmiştir.

1990-1999 dönemi: 1989’dan itibaren kamu finansman açıklarının ve reel faiz oranlarının yükselmesi, iç ve dış borç stokunu arttırmıştır. Kamu kesimi gelir-gider dengesini kurmak, devletin borçlanma ihtiyacını gidermek amacıyla 5 Nisan 1994 istikrar tedbirleri alınmıştır. Ayrıca özelleştirme yasasının çıkartılmasıyla iç ve dış borç gereksiniminin azaltılması planlanmıştır. 1990-1999 döneminde iç borç stoku artmış; stok içinde 1997 yılından itibaren konsolide borçlar ve 1998 yılından itibaren avansın payı sıfırlanmıştır. İç borç yükü ortalama %14.8 olmuştur.

2000 ve sonrası dönem: Bu dönemde yüksek reel faiz, 1998 Rusya Krizi, 1999 Brezilya Krizi ve ardından 17 Ağustos depremi iç borç stokunu artıran nedenlerdendir. Mali disiplin sağlanarak borç yükünün hafifletilmesi amacıyla 1999 yılı haziranında Yakın İzleme Anlaşması ve 14 Nisan 2001 tarihinde güçlü ekonomiye geçiş programı açıklanmıştır. Programla maliye politikasının en önemli unsuru olarak faiz dışı fazla göstergesi benimsenmiştir.

2000-2009 döneminde iç borç stoku artmış ancak alınan tedbirlerle vade uzamıştır. İç borç yükü ortalama %34.8’e yükselmiştir. 2010-2020 döneminde, makro göstergelerdeki olumlu seyir borç göstergelerine de yansımış ve borç stokunun vadesi uzamıştır. Ancak 2019 ve 2020 yıllarında özellikle Covid-19 salgınının yarattığı olumsuz koşullar nedeniyle borç göstergelerinde artış yaşanmıştır. İç borç yükü ortalama %21.1 olmuştur.

Dış Borçlanma Politikası

1980 sonrası dış borç gelişmeleri üç alt dönemde incelenebilir.

1980-1989 dönemi: 24 Ocak 1980’de ekonomide dışa açılma kararı alınmış ve turizm ve işçi dövizleri yoluyla döviz sağlayıcı teşvikler uygulamaya konulmuştur. 1983 yılından sonra sıkı maliye politikası terk edilmiş ve bütçe açıkları artmaya başlamıştır. Devlet borçlanmasını sürdürebilmek için faizler yüksek belirlenmiş ve devlet bütçesinde borç anapara ve faiz ödemeleri artmıştır. 1980-1988 döneminde dış borç stoku iki kat artmıştır. Ortalama %34.5 dış borç yüküyle Türkiye orta derecede borçlu ülke görünümündedir.

1990-1999 Dönemi: 1994 yılında ekonomik kriz ortaya çıkmış ve 5 Nisan istikrar tedbirleri alınmıştır. Daraltıcı maliye politikası uygulanmış; kamu kesimi açıkları ve dış borçlanma gereksinimi azaltılmıştır. Merkez Bankasından avans kullanımının 2001 yılında tamamen kaldırılması ile Hazine’nin dış piyasaya yönelme eğilimi artmıştır. Ayrıca 1998 yılından sonra dış borç stoku özel kesim ağırlıklı bir yapıya dönüşmüştür. Ortalama %32.2 dış borç yükü ile Türkiye orta derecede borçlu ülke görünümünü korumuştur.

2000 ve sonrası dönem: 1997 Asya ve 1998 Rusya krizleri, erken seçim ve deprem nedeniyle bütçe disiplini bozulmuş ve ekonomik durgunluk artmıştır. 2000 ve 2001 krizlerini takip eden süreçte uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş programı ile faiz dışı fazla hedefi temelinde kamu mali disiplinini sağlamaya yönelik tedbirler alınmıştır.

2000 sonrası dönemde dış borç yükü artmıştır. 2005 ve sonrasında özel sektörün borç stoku, kamu kesimi borç stokunu geçmiştir. Ortalama dış borç yükü 2000-2010 döneminde %43.3 ve 2010-2020 döneminde %47.3’dir. Ancak değer 2020 yılında %60.4 ile 1980 sonrası en yüksek düzeye ulaşmış ve çok borçlu ülke kategorisine geçilmiştir.