Türklerde Sanat

Türk devletlerinin oluşturdukları sanata "Türk sanatı" denir. Hunların sanat uğraşılarını çadır, kurgan, kaya resmi, heykel, dokuma-işleme ve madenî eserler oluşturmaktadır. Göktürklerde çadır mimarisi ve kaya resimleri hemen hemen aynıdır. Uygurlar dönemi, mimari, resim, heykel ve şehircilikte büyük bir atılımın yapıldığı devredir.

Karahanlı yapıları daha sonraki Türk-İslâm mimarisine örnek olmuşlardır. Gazneli cami mimarisinde taş, ahşap ve çok zengin süslemeler kullanılmıştır. İlk medreseler XI. asrın başlarında Gazne’de yapılmıştır.

Büyük Selçuklu mimarisi Karahanlı ve Gazneli sanatlarıyla yoğrulmuştur. Özgün mimari eserleri Nizamiye Medreseleri'dir. Anadolu Selçuklu mimarisinde taş ve ahşap malzeme, mimarinin temelini oluşturmaktadır. Anadolu Selçuklu medreseleri kapalı avlulu (kubbeli) ve açık avlulu medreselerdir.

Erken dönem Osmanlı mimarisi Anadolu Selçuklu etkisini taşımakla birlikte yeni düzenlemesiyle klasik Osmanlı sanatına zemin hazırlamıştır. XVI. asrın en büyük mimarı tartışmasız Mimar Sinan'dır. XVIII.yüzyıl, Osmanlı sanatında Batılılaşmanın başladığı devredir.

Türk maden sanatının gelişimi Orta Asya’dan başlayarak Büyük ve Anadolu Selçukluları ile Osmanlılara kadar uzanır.

Yazı/Hat sanatı, İslâm medeniyeti çerçevesinde Arap yazısına bağlı olarak doğmuş ve gelişmiş güzel sanatlardan biridir.

Tezhip sanatının kaynağı Orta Asya’dır. Selçuklularla Anadolu’ya geçmiştir.

Minyatür, klasik resmin anasıdır. Yapılan kazılar neticesinde minyatürün bir Türk sanatı ve ilk temsilcisinin Uygurlar olduğu anlaşılmıştır.

Asya’ya ait bir sanat olan cilt, İslâm çağında gelişme göstermiş ve Orta Çağ Avrupa ciltçiliği üzerinde de geniş etkiler yapmıştır.

Ebrû sanatı, herkesin kabul ettiği gibi, Türk sanatı olup, Türk-İslâm sanatları içinde gelişmiş Türk kitap sanatlarından biridir. Ebrû, Türkistan’da ortaya çıkmış, XVI. asır başlarında İran’a İpek Yolu'yla geçmiş ve “bulutumsu” mânâsına gelen ebrî ismini almıştır.

Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığının, bir taraftan geçmişi sürdürmek, diğer yandan da dünyada gelişen ve değişen mimari hareketlere ayak uydurma gayretinde olduğu görülmektedir.

Türkiye'de çağdaş heykel sanatı dalında eğitim veren ilk kuruluş 1883 yılında açılan Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Güzel Sanatlar Akademisi’dir. Türkiye'de heykel sanatının gelişmesi yine dinin etkisiyle oldukça geç başlamıştır.

Cumhuriyetin ilk birkaç yılında, heykel konusunda önemli bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Heykel tıraşçılık zamanla insanların sanat zevkini derinden etkilemiş ve bu sanata ilgi duyulmaya başlanmıştır.Türkiye'de çağdaş heykel sanatı dalında eğitim veren ilk kuruluş 1883 yılında açılan Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Güzel Sanatlar Akademisi’dir. Cumhuriyet devrinde büyük şehirlerden başlayarak Anadolu’ya yayılan anıtlar, genelde Batıdan getirilen yabancı sanatçılar tarafından yapılmıştır. İstanbul Taksim Cumhuriyet Anıtı ile Ankara Ulus Meydanı’ndaki Atatürk Zafer Anıtı bu çalışmaların en güzel iki örneğidir. Daha sonra gelen Türk heykeltıraşlar da birçok anıt yapmışlardır. 1950'den sonra eser veren heykeltıraşlar çoğunlukla soyut çalışmalara yönelmişlerdir.