Türklerde Ev Kültürü, Giyim ve Kuşam

İnsanların dış etkilerden korunmak, dinlenmek, vücutlarını ve özel hayatlarını gizlemek için barınmaya ve giyinmeye ihtiyaçları vardır. Yarıgöçebe hayat süren Türkler, yerleşik hayata geçinceye kadar, bu hayat tarzına uygun olarak daha çok çadırda barınmışlardır.

Çadır, genel olarak, göçebe toplumların, çobanların ve askerlerin kolay taşınabilen ve kurulabilen barınaklarıdır. Orta Asya’daki hayatlarında yaygın olarak göçebe yaşayan Türkler, barınak olarak çoğunlukla çadır kullanmışlardır. Orta Asya’da yaşayan Türk ve Moğol kavimleri arasında en yaygın olan çadır tipi, “yurt”, “topak ev” veya “kiyiz üy” (keçe ev) denilen ve geçmişi çok eski olan daire şeklinde kubbeli çadırlardır.

Osmanlılar döneminde de çadırlar çeşitlenerek çok değişik amaçlarla kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı çadırları; topak ev, tek direkli, iki veya üç direkli, şemsiye biçimi çadır ve sayeban (gölgelik) olmak üzere beş grupta toplanır.

Türkler yerleşik hayata geçince sabit evlerde yaşamışlardır. Taş, ahşap veya kârgir olabilen bu evlerin tek, iki ve üç katlı tipleri vardır. Devlet büyükleri ve zenginler, konak, köşk ve yalı denilen büyük evlerde yaşamışlardır.

Osmanlılar zamanında evlerin planı, katları, kullanım alanları, eşyaları çoğalıp zenginleşmiştir. “Geleneksel Osmanlı evi” adı altında toplanabilecek olan bu tipin yayılma alanında sadece tipolojik açıdan değil, malzeme ve konstrüksiyon açısından da ortak taraflar dikkat çeker.

Türklerin, hayat tarzlarına uyumlu, kendilerine mahsus giyim tarzları ve elbiseleri vardı. Yerleşik hayata geçinceye kadar kadın ve erkeklerin giyimleri birbirine benziyordu: Başa giyilen başlık (kalpak veya börk), vücuda giyilen şalvar, cepken, kaftan, ayağa giyilen çizme, çarık veya etük/edik denilen ayakkabı.

Yerleşik hayata geçtikten sonra kadın, erkek giyimleri ve kuşamları farklılaşmaya başlamıştır.

Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeleri sırf bir din değiştirme olmamıştır. Coğrafî ve kültürel değişikliklere de yol açmıştır.

Türklerin İslâmiyet’e girişinden sonra erkek kıyafetinde, özellikle başa giyilen şeylerin önemsendiği dikkati çekmektedir.

İslâm öncesi dönemde Türk kadınları da genellikle erkekler gibi deriden yapılmış giyecekler kullanıyorlardı.

İslâmiyet’e geçiş ve Anadolu’da yurt tutuştan sonra Türk giyiminde deri yerine dokuma ürünleri yaygınlaşmıştır. Bununla ilgili olarak kadın giyimi de erkek giyimine göre daha geniş olmaya başlamıştır. Bunda Arap kökenli entarinin etkisi vardır. Entari giderek çeşitlenecek ve üç etek, bindallı gibi Türklere özgü örneklere ulaşacaktır.

Osmanlılar dönemindeki bazı uygulamalar da çarşaf ve peçeye İslâmiyet’in zorunlu kıldığı birer giyim eşyası gözü ile bakılmadığını göstermektedir.

İslâmiyet’in kabulünden sonra kadınların örtünmesi emri gereğince kadın giyimi ve elbiselerinde artış ve çeşitlenme olmuştur. Yine yerleşik hayata geçtikten sonra şehir ve kırsal kesimde yaşayışa göre giyim tarzı ve elbiseler farklılaşmıştır.

Osmanlılar dönemindeki dinî, idarî düzenlemeler de yeni ve farklı giyim tarzları ortaya çıkarmıştır. Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemleri'nde Batı'dan etkilenilmiş ve Avrupaî giyim tarzları ve elbiseler Türkler arasında da kullanılmaya başlanmıştır.