Türklerde Aile ve Sosyal Hayat

Eski Türk devletlerinde aile, devletin çekirdeği ve temeli kabul edilmiştir. İslamiyet öncesi dönemde erkek, evlilik sırasında kızın ailesine kalın adı altında para ve mal vermekteydi. Kalını, erkeğin kız tarafına verdiği bir hediye, kızın yetiştirilmesi masrafı ve kız tarafının hazırlamak zorunda olduğu çeyize bir katkı olarak değerlendirmek gerekir. Türkler arasında çok eşlilik yaygın değildi. Tek eşli evlilik, Türklerin karakteristik bir özelliğidir. Ancak zengin tüccarlar arasında birden fazla kadınla evliliğe rastlanmaktaydı.

İslamiyet’i kabul eden Türkler’in toplum yapısında önemli değişimler meydana gelmiştir. Sosyal kurumlar ve bilhassa aile yapısı üzerinde İslamî normlar etkili olmuştur. Ancak İslamiyet öncesi bazı alışkanlıklar, âdetler, gelenek ve görenekler de devam etmiştir. Osmanlı ailesi eski Türk anlayışı ve İslam hukuk kurallarına göre teşekkül etmiştir. Osmanlı Devleti’nde Kınalızâde Ali Çelebi 1510–1572) Ahlak-ı Alâî isimli eserinde aile hakkında önemli bilgiler vermiştir.

Osmanlı Devleti'nde ailenin oluşum sürecinde nikâh-evlenme önemli bir aşamadır. Evlilik öncesinde nişanlılık aşaması vardır. Nikâh, evlilik ilişkisini ifade eden bir sözleşmedir. Nikâh akitlerinin bir kısmı ilk dönemlerden itibaren mahkemelerde tanzim edilmiş ve mahkeme defterine kaydedilmiştir. Osmanlı Devleti’nde tek eşlilik (monogami) yaygındı. Çok eşlilik oranı (% 5-12) oldukça düşüktü. Erkek, kadına ekonomik bir güvence olarak mehir vermekteydi. Evlilik fesih ya da talak yoluyla sona ermekteydi. Karşılıklı anlaşma yoluyla boşanma en çok başvurulan boşanma şeklidir.

Osmanlı Devleti’nde yatay hareketlilik bazı dönemlerde teşvik edilmiş ve bu hususta bazı metotlar uygulanmıştır. Osmanlı toplumunda dikey hareketlilik eğitim-öğretim yoluyla mümkündü.

Saray, başta hükümdar ve ailesi olmak üzere çeşitli kademelerdeki görevlilerin ve hizmetçilerin yaşadığı mekândı.

Osmanlı şehirlerinde iş yerleri ve halkın ikamet ettiği konakları mahallelerde idi. Osmanlı şehirlerinde kadınlar toplumsal ve ekonomik hayatta rol ve sorumluluk sahibiydiler. Dükkânlar hem imalathane hem de satış yapılan mekânlardı. Dolayısıyla farklı iş kollarına mensup esnafların dükkânlarından çıkan sesler şehre farklı bir canlılık katıyordu. Çarşı ve pazarlar sadece alışveriş için değil aynı zamanda gezmek ve dolaşmak için kullanılırdı.

XVI. yüzyıl ortalarından itibaren kahve kullanımı yaygınlaşmıştır. İstanbul’da ilk kahvehane 1554’te açılmış ve daha sonra birçok Osmanlı şehrine yayılmıştır.

Kahve IV. Murad döneminde yasaklanmıştır. Ancak bu yasaklamalardan bir netice alınamamıştır. Kahveye ilave olarak tütün kullanımı da artmıştır.

Köylerde gündelik yaşam; Osmanlı Devleti’nde köylerin hane sayısı azdı. Sadece Müslümanların ya da Hristiyanların yaşadığı köylerin yanı sıra karışık olan köyler de vardı. Köylülerin temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılığa dayanıyordu. Buğday, arpa, süt, yoğurt, peynir, et, yaş ve kuru meyveler, bal en çok tüketilen besinlerdi. Pirinç, sulama imkânlarının yetersizliğinden dolayı her yerde üretimi yapılamadığı için lüks bir gıda maddesi sayılırdı.

Osmanlı Devleti’nde köylerin hane sayısı azdı. Köylülerin temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılığa dayanıyordu.

Konar-göçer halk yaylak ve kışlak arasında sürekli olarak hareket hâlindeydi. Yaylak ve kışlak arası mesafe yakın olabildiği gibi çok uzak olabilirdi. At, koyun, keçi, katır ve deve besliyorlardı. Hayatlarının büyük bir kısmı uzun süren yolculuklarla geçerdi.

Köy evleri coğrafî şartlara göre farklı malzemelerden inşa edilmiştir. Evlerin ısınması için ahır, evlerin altında veya yanındaydı. Cuma günleri genellikle yakındaki büyük bir köye ya da kasaba ve şehre gidilerek hem cuma namazı kılınır hem de alışveriş yapılırdı. Zâviyesi bulunan köyler çevredeki köylerin kültür merkezi gibiydi.

Konar-göçer halk yaylak ve kışlak arasında sürekli olarak hareket hâlindeydi. Yaylak ve kışlak arası mesafe yakın olabildiği gibi çok uzak olabilirdi. At, koyun, keçi, katır ve deve besliyorlardı. Hayatlarının büyük bir kısmı uzun süren yolculuklarla geçerdi. Kışın kasaba çevrelerine, yazın ise köy veya eski iskân mahalleri yakınına çadırlarını kurarlardı.

Konar-göçerlerden Türk oymakları, keçi kılından dokunan direkli çadır, pamuk veya keçeden dokunan müdevver çadır, yün keçeden yapılan alaçıkalaycık adı verilen çadırları kullanırlardı. Arap aşiretlerinin çadırları ise deve tüyünden imal edilmekteydi. Göçebeler, besledikleri hayvanların yününden dokudukları ve diktikleri elbiseleri giyiniyorlardı. Diğer taraftan halı, kilim, heybe, çuval dokuyorlardı. Yiyeceklerini de yine bu hayvanlardan karşılamaktaydılar. Et ve süt önemli besin kaynaklarıydı.