Toplumsal Cinsiyet ve Spor
Toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin açık bir şekilde görüldüğü alanlardan olan spor, erkeklik alanı olarak toplumsal bir kabule dönüşmüştür.
Kadınların spor alanındaki başarılarının spor medyasında kadınlıklarının ön plana çıkarılarak aktarılması, biyolojik farklılıklarının başarılarının önüne konularak, kadınların deneyimlerinin önemsizleştirilmesi gibi eril bir alana dönüştürülmektedir.
Toplumsal dünya, bedeni cinsiyetlendirilmiş bir gerçeklik olarak kabul eder. Bu inşa cinsiyetlendirici görüş ve cinsiyete dayalı bölünme esaslarının taşıyıcı olarak inşa eder. Pierre Bourdieu “Eril Tahakküm” isimli kitabında biyolojik cinsler arasındaki farklılıkları inşa eden, erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakküm ilişkilerinin kaynağı olarak biyolojik gerçekliğe indirgenen bedenin kendisinden kaynaklandığını vurgular. Toplumdaki iş bölümü vasıtasıyla bu biyolojik cinsiyet ayrımı toplumsal düzenin gerçekliğine kazınmıştır.
Toplumsal düzeni oluşturan cinsiyete dayalı bölünme, cinsiyetler arasında kurulmuş olan toplumsal tahakküm ilişkisi ile Bourdieu, toplumda iki farklı habitus sınıfının oluştuğunu söyler. Böylelikle dünyadaki her şey ve tüm pratikler, yapıp etmeler; eril (erkeklik) ve dişil (kadınlık) karşıtlığına indirgenmiştir.
Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı, cinsiyetin biyolojik özelliklerinden farklı olarak kadınlık ve erkekliğin kültürel olarak öğrenildiğine işaret etmektedir. Cinsiyet (sex) ise biyolojik farklılığı temsil etmektedir. Bu tür özcü yaklaşımlara karşı alınabilecek bir önlem olarak “cinsiyet” ve “toplumsal cinsiyet” gibi iki ayrı kategoriden hareket etmek mümkündür. Buna göre cinsiyet doğal olan, toplumsal cinsiyet ise kültürel olanı işaret etmektedir.
Toplum kadını özel alana ait kılarken, erkeği kamusal alana ait kılmıştır. Özel alan evi tanımlar, kamusal alan ise evin dışını tanımlar en basit anlamı ile. Kamu ya da kamusal kavramı 17. yy’dan beri kullanılan, burjuvaya ait modern bir terimdir. Kamusal alan, Jurgen Habermas tarafından 1962 yılında yayınlanan “Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü” kitabında yer almıştır. Kavramı teorileştiren Habermas’ a göre kamusal alan kendisini özel alandan ayırır.
Spor kurumunda kadının ikincilliğini daha doğrusu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortaya koyabilmek erkeklik kuramıyla da ilintilidir. Hegemonik erkeklik değerlerinin baskın olduğu eşitsiz toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yeniden üretildiği bir alan olan sporun toplumsal cinsiyetle olan ilişkisi bağlamında erkeklik çalışmaları önem arz etmektedir.
Hegemonik erkeklik R. W. Connell tarafından teorileştirilmiştir. Hegemonik erkeklik, erkeklerin ataerkil iktidardan daha fazla pay alabilmek için ulaşmaya çabaladıkları ideal tiptir.
Homo sosyal erkek grupları birçok erkeklik davranışının öğrenildiği, öğretildiği yerlerdir. Türkiye’ de erkek homo sosyalliğini inşa eden cinsiyetlendirilmiş “erkek mekânları” aracılığıyla erkek sosyalleşmesinde erkeklik inşasının yeniden üretilmesine katkıda bulunmaktadır.
Homo sosyallik terimini ilk defa kullanan Eve Kosofsky Sedgwick’ tir. Ataerkilliğin temel yapısını tanımlamak için kullanılan kavram erkeklerin kendi aralarında bir çeşit mahremiyet kurdukları, kendi aralarında kodlara dayanan bir ilişki biçimini içermektedir.
Medya, spordaki egemen olan sembollerin ve değerlerin iletilmesinde önemli bir yere sahiptir. Spor alanında egemen söylemlerin inşa edildiği ve yeniden üretildiği bir alan olarak medyanın sembolik dili önemlidir.