Osmanlı Döneminde Sosyal Hizmetlerin Gelişimi Ve Kurumsal Yapı
Osmanlı Dönemi'nde sosyal hizmetlerin gelişimini iki dönemde inceleyebiliriz. Birincisi Osmanlı'nın kuruluşundan Tanzimat'a kadar olan dönem ki bu döneme Geleneksel ve Klasik Dönem de diyebiliriz. İkincisi ise Tanzimat'la başlayıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna kadar süren dönemdir.
Osmanlı’da sosyal güvenlik sitemi ve sosyal hizmete yönelik çalışmaları; aile içi yardımlar, dinî yardımlar, vakıflar ve meslek kuruluşu içerisindeki yardımlar aracılığı ile yerine getirilmekteydi.
Osmanlı Dönemi'nde sosyal hizmete yönelik koruyucu aile hizmetleri; yakın akraba ve çevrenin, mahallenin bakımı, tebennî adı altında bir türlü geçici evlatlık, çocukların emeğine karşılık belli bir ücret karşılığında icar-ı sağir ve vakıfların koruyucu aileye yönelik maddi destekleri şeklinde görülmektedir.
Zekât, sadaka ve kurban gibi ibadetler kişinin fedakârlık ve cömertlik duygularını geliştirmekte ve aynı zamanda, bireyin sosyal yönünü de geliştirerek sosyal bütünleşmeye yardımcı olmaktadır. Zekâtın bireysel açıdan ibadet yönü kadar toplumsal dayanışmayı ve bütünleşmeyi, sosyal adalet ve barışı sağlaması açısından önemli toplumsal işlevleri yerine getirdiğini ifade edebiliriz.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu öncesinde de var olan ve zamanla çeşitliliği ve yerine getirdiği işlevleri gittikçe artan vakıf kuruluşları, özellikle kimsesiz çocuklara, yaşlılara ve yoksullara yönelik hizmetleri ile sosyal hizmet kuruluşlarının ilk ve en önemli nüvesi hâline gelmişlerdir. Vakıflar sosyal hizmet kuruluşlarının ilk basamağını oluşturmaktadır.
Osmanlı Dönemi'nde sosyal hizmete yönelik uygulamalar; meslek birlikleri olan Ahiler ve Loncalar aracılığıyla örgütlü bir şekilde yerine getirilmiştir.
Tanzimat’la birlikte Osmanlı toplumsal yapısında ve kurumlarında birçok değişiklik olmuştur. Bunun yansıması olarak sosyal hizmete yönelik hizmet ve uygulamalarda da farklılıkların olduğu görülmektedir. Bu dönemde özellikle II. Abdülhamid Dönemi, sosyal hizmet alanında kurumsallaşmanın başlangıcını oluşturmaktadır. Bu dönemde; çalışma yaşamına ilişkin düzenlemeler yapılmış, çocuklara ve yaşlılara yönelik sosyal hizmet kurumları tesis edilmiş, hastalara yönelik hastaneler kurulmuştur. Çalışma yaşamına yönelik olarak ilk yasal düzenlemeler işçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik 1865’te çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi ve 1869 tarihli Maadin Nizamnamesi’dir. Mecelle, çalışma yaşamını düzenleyen ve 1877 yılında yürürlüğe giren çalışma yaşamını ilişkin yasal bir düzenlemedir. 1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti ülkemizde bilenen ilk işçi örgütlenmesidir. Çocukların ihmali ve istismarı devletlerin bir dizi yasal tedbirler almasına yol açmış, bu vesileyle devlet tarafından çocukların korunması ve geleceğe hazırlanması amacıyla çeşitli müesseseler kurulmuştur. Çocuklara ve yaşlılara yönelik olarak Islahhaneler/sanayi mektepleri, Dârüşşafaka, Dârülaceze, Dârülhayr-ı âli, Dârüleytamlar ve Himaye-i etfal cemiyeti gibi çeşitli kuruluşlar tesis etmişlerdir. Kimsesiz hastalara yönelik olarak Vakıf Gureba Hastanesi dikkat çekmektedir. Hastane 1843 yılında Sultan Abdülmecit’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından kurulmuş ve 1845 yılında ilgili vakıfname ile ‘’Bezm-i Alem Gureba-i Müslimin Hastanesi’’ ismiyle Müslüman fakirlere tahsis edilerek vakfedilmiştir. Diğer bir hastane ise Hamidiye Etfal Hastanesi’dir. Hamidiye Etfal Hastanesi birçok konuda ilkleri ile tanınmaktadır. Örneğin ülkemizin uzman yetiştiren, kadın hekim çalıştıran, hasta dosya sistemi uygulayan ilk hastanedir.