Sosyal Hizmetin Tarihsel Oluşumu ve Gelişimi

İlkel dönemden beri insanlar; örgütlenerek, gruplar ve kurumlar kurarak yardımlaşma ve dayanışmanın sadece insana özgü olan biçimlerini ortaya koymuştur. Canlıların hemen hepsi var olmak ve türünün devamlılığını sürdürmek için basit düzeyde yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyaç duyarlar. Diğerlerini bilgilendirerek yardım etme biçimindeki iş birliği davranışı yalnızca insana özgüdür. Batı Avrupa’da feodal sistemde tarımsal üretim için olmazsa olmaz üretim aracı olan toprak mülkiyeti toplumdaki insanların birbirleriyle olan ilişkilerini belirlemekteydi. Feodal düzende sosyal hizmetleri ortaya çıkaran asıl neden ise üretim konusuydu. Feodal düzen kendini devam ettirebilmek için üreticilerin (köylülerin, serflerin) asgari sosyal güvenlik olanaklarını sağlamak durumundaydı.

En alt sınıfın temsilcileri olarak yoksulların ve muhtaçların ortak özellikleri, açlık, yokluk, sefalet, çaresizlik veya hastalık içinde yaşamaktı. O çağdaki anlayışa göre, yoksulluk değiştirilemez olduğundan, geçimlerini temin etmek için “dilencilik” yapabilirlerdi. Henüz insan onuru, değeri, eşitlik, insan hakları gibi kavramların gelişmediği bu yüzyıllarda yoksullara yönelik tutumlar genellikle, acıma, merhamet veya tahammül duygularına dayanmaktaydı. Aynı dönemlerde Osmanlı Devleti’nde de benzer yapılanmalarla yoksullara, kimsesizlere, engellilere yardım anlayışının hâkim olduğu görülmektedir.

Sosyal hizmet mesleğinin ve sosyal devletin bir uygulaması olarak sosyal hizmetlerin dönüm noktası İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimidir. Böylece feodal toplumdan sanayi toplumuna geçiş söz konusu olmuştur. Sanayi Devrimi sonrasındaki teknolojik ve ekonomik değişim toplumsal ve kültürel hayatı da ciddi bir şekilde etkilemiştir. Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi'ni doğrudan yaşamamış olan Türkiye’de ise aydınlanmanın getirdiği düşünce sistemleri, kavramlar ve uygulamalar, Cumhuriyet Dönemi devrimleri ile sağlanmaya çalışılmıştır.

Sosyal hizmet, bir insan hakları mesleğidir. Her insanın değerli olduğuna ilişkin temel bir kabulü vardır. Amacı, toplum içinde eşitlikçi bir sosyal yapının oluşmasını kolaylaştırmaya çalışmak ve insanların onur ve haysiyetini koruyarak onlara güvence ve gelişme olanakları sunmaktır.

Sosyal hizmet, “hak perspektifi” ile yaklaşıldığında tarihsel süreçte bir disiplin ve meslek olarak hem “hakların koruyucusu ve uygulayıcısı” hem de bir uygulama olarak kendisi başlı başına “hak” olarak görülmüştür.

Sosyal hizmet, çocuk hakları hareketinin özellikle ilk yıllarında oldukça etkili olmuştur. Sosyal hizmetin çocukları koruma çabaları, tüm ülkelerde değilse de çoğu ülkede, bir dizi kanunun yürürlüğe konulmasını, devlet kurumlarının ve özel hizmetlerin açılmasını sağlamıştır. Yakın zamanlarda Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve bu sözleşmenin tüm dünyada uygulanmasına giden çabalara da sosyal hizmet etkin bir şekilde katkı vermiştir.

Eşcinsel hakları konusunda da sosyal hizmet uzmanlarının herkes için eşit hakları desteklediği açıkça belirtilerek uluslararası düzeyde cesur bir duruş sergilemiştir. Bu konuda, etik ifadelerinde cinsel yönelimi ne olursa olsun sosyal hizmet uzmanlarının bireyin onuruna ve değerine saygı duyması ilkesi, sosyal hizmet uzmanlarının yerel düzeyde eşcinsel haklarına yönelik mücadelenin bir parçası olduklarını gösterir.

Sosyal hizmet günümüzde, yardım eden bir meslek olmanın ötesinde etik, hak temelli, gücünü sosyal devletten alan, profesyonel, akılcı ve bilimsel bir disiplin ve meslek hâline gelmiştir.