Türkiye’de Yerel Sosyal Hizmet Uygulamalarının Gelişimi
Türkiye’deki sosyal hizmet sistemi Cumhuriyet Öncesi, Erken Cumhuriyet Dönemi, 1950-2000 Dönemi ve bugünkü durum olmak üzere ele alınabilir. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde yoksullara, kimsesizlere, dul ve yetimlere yönelik çeşitli vakıf ve imarethaneler kanalıyla sosyal hizmet uygulamalarının yapıldığı görülmektedir.
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda başlayan merkezîleşme çabalarına rağmen sosyal hizmetlerin devletin hizmet kapsamı içerisinde yer almadığı söylenilebilir. Benzer durumun Erken Cumhuriyet Dönemi olan 1920-1950 Dönemi'nde de çok fazla değişmediği ve devletin sosyal hizmeti (aile, akrabalık ilişkileri, gönüllü kuruluşlar vb.) Enformel ilişki ağlarına terk ettiği görülmektedir. Gerek bilimsel gerekse kamusal anlamda devletin 1950-2000 Dönemi'nde yeterli olmamakla birlikte kurumsallaşma alanında önemli çalışmalar gerçekleştirdiği söylenilebilir.
21. yüzyılda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasal değişimlerin sonucu olarak sosyal hizmetlere yerel düzeyde ihtiyacın giderek arttığı görülmektedir. Günün koşullarına uygun olarak toplumu oluşturan sınıflar daha fazla sosyal hizmet talep etmektedir. Nüfusunun % 75’inin kentsel alanlarda yaşadığı bilinen Türkiye’de sosyal hizmetlerin nitelik ve niceliğinin artırılarak halka yerel yönetimler tarafından sunulması gereği büyük önem taşımaktadır.
Yerel yönetimlerin sosyal hizmetler alanında belirleyici bir unsur olmasını etkileyen gerekçelere ana hatlarıyla bakacak olursak; kentleşme, çok parçalı kurumsal yapı sorunu, küreselleşme, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Avrupa Birliği müktesebatına ilişkin Türkiye ulusal raporunun getirdikleri sayılabilir. Bu kapsamda, Türkiye’de merkez ve yerel arasındaki ilişkilere baktığımızda uzun yıllar gerek mali gerekse yönetim açısından merkezî bir yapının varlığını sürdürdüğü görülmektedir.
Bu bağlamda yerel yönetimlerin kısıtlı mali olanaklar ve sınırlı hizmet alanları ile varlıklarını sürdürdükleri görülmektedir. 2003 sonrası süreçte başlayan yeni kamu yönetimi ve yerindenlik ilkeleri kapsamında sosyal hizmetlerin yerel yönetimlerce yerine getirilmesinin önündeki engeller büyük ölçüde kaldırılmış olmasına rağmen kurumsal yapının dağınıklığı devam etmektedir.
Ülkemizde de hâlen devam etmekte olan bu sürece ilişkin 2004 - 2005 yıllarında çıkarılan yeni yerel yönetim yasaları kapsamında kamu hizmetlerinin büyük bir kısmının yerel yönetimlere devredildiğini görmekteyiz.
Türkiye’de kamunun sunmuş olduğu hizmetlerin yürütülmesinde merkez ve yerel arasındaki görev paylaşımına ilişkin yeni yasaların çıkarılma gerekçelerinin temelinde Yerindenlik (Subsidiarite) ilkesinin yer aldığını görmekteyiz.
Türkiye’de çıkarılan yerel yönetim yasalarının sosyal hizmetler alanında neleri kapsadığına bakacak olursak; 2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinin (a) bendinde “belediyeler, sosyal hizmet ve yardım hizmetlerinin geliştirilmesi için hizmetleri yapar veya yaptırır.” denmektedir.
Yine aynı maddede “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’i geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.” şeklinde yasal bir düzenleme yer almaktadır. Yine yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.” denilmektedir. Yasa koyucu hizmetlerin sunumunda muhtaç durumda olanlara öncelik gösterilmesi gerektiğine de özellikle vurgu yapmaktadır.
Sonuç olarak yerel yönetim yasaları ve bu yasalar kapsamında sosyal hizmetlerin yeniden yapılandırılması yeni kamu yönetimi anlayışı ekseninde yapılan düzenlemeler içerisinde yer almaktadır. Yeni yapı, sosyal hizmetler ve yardım uygulamalarında da diğer kamu alanlarında olduğu gibi üçlü bir yapı içerisinde yerel yönetim, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla oluşturulmasını öngörmektedir. Ancak sosyal hizmetler alanında hizmet kalitesinin artırılabilmesi için sadece yerelleştirilmesi değil aynı zamanda nitelikli personel ihtiyacının da giderilebilmesi gerekmektedir.