Türkiye’de Sosyal Hizmetlerin Gelişimi ve Kurumsal Yapı
İnsanlara yardım etme ve dayanışma düşüncesinin bir sonucu olarak sosyal hizmet faaliyetleri ve sosyal yardımlar, insanlık tarihi boyunca yoksulluk ve diğer sosyoekonomik sorun ve ihtiyaçları karşılamak üzere hep var olmuştur.
Özellikle, kentlerdeki nüfus yoğunlaşması, işsizlik, yoksulluk, hastalıklar, işsizlik gibi sosyal sorunlar geleneksel yardımlaşma ve dayanışma kurumları yerine sosyal hizmetler ve sosyal yardımların bir kamu hizmeti olarak devletler tarafından üstlenilmesini gerektirmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, refah devleti/sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar devletin temel görevleri arasında yer almıştır.
Sosyal devlet ilkesi sosyal hizmet ve yardımları devletin sorumluluğuna verirken, vatandaşlar bakımından bu hizmet ve yardımlardan yararlanma, bir sosyal hak olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Refah devleti anlayışıyla başlayan süreçten günümüze kadar sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar konusunda devletlerin rol ve sorumluluklarının arttığı ölçüde bu amaçla yapılan sosyal harcamalarda da büyük artışlar yaşanmıştır.
Cumhuriyet Öncesi Dönem'de sosyal hizmetlerin ilk uygulamaları tüm dünyada olduğu gibi Anadolu topraklarında da filantropiye (hayırseverlik) dayanıyordu. Osmanlı Dönemi'nde eğitim, sağlık, bayındırlık, diyanet, sosyal yardım hizmetleri vakıflar tarafından yürütülmekteydi. Vakıflar aracılığı ile yoksullara, kimsesiz dul ve yetimlere, engellilere sosyal yardım yapmak bir gelenek hâlinde devam etmiştir.Ülkemizde sosyal hizmetin devlet görevleri arasına alınması Cumhuriyet dönemiyle gerçekleşmiştir. Cumhuriyet, özünde var olan, toplumun kendi kendini, toplum için ve toplum tarafından yönetmesi ve bu eylemi akla, mantığa, bilime dayandırması nedeniyle, sosyal hakları temelden güvenceye almayı hedefleyen bir algıyı ve felsefeyi özünde barındırmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler, gelişmekte olan ülkelerde çağdaş sosyal hizmetlerin geliştirilmesinde rol oynamıştır. Ülkemizde de sosyal hizmet eğitiminin yapılandırılmasında Birleşmiş Milletlerin rolü ve desteği olmuştur. Türkiye’de, 1957 yılı bu anlamda bir dönüm noktası olarak görülür.
Dünyada yaygın olarak benimsenen yeni ekonomik politikalar, sosyal politika uygulamalarının kapsamının sınırlandırılmasını ve kontrol altına alınmasını gündeme getirmiştir. Ancak, 1990’lı yıllarda başlayan ve 2000’li yıllarda devam eden ekonomik krizler, yüksek işsizlik, yoksulluk ve yoksullukla mücadele konusundaki başarısızlıklar sosyal politikalarda yeni bir değişim sürecini beraberinde getirmiştir.
Türkiye'de 2002 sonrası iktidar değişimi ile yeni bir sosyal ve ekonomik sürecin başladığı görülmüştür. Bu sürecin önemli bir ayağını da kamu yönetimi reformu oluşturmuştur. 2011 yılına gelindiğinde ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurularak verilen hizmetler tek çatı altında toplanmıştır.
Sosyal hizmet mensuplarının mesleki örgütlenme süreci 1962 yılında başlamış, süreç içerisinde farklı aşamalardan geçen örgütsel sürekliliğin devamı olarak, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği 1988 yılında Ankara’da kurulmuştur.
Günümüze kadar gelen süreçte, özellikle 1960’lardan beri aile, çocuk, sosyal sigortalar, engellilik ve kadın refahı alanında gerçekleşen önemli değişiklikleri gözlemlemek mümkündür. 2000’li yıllardan itibaren ise adli sosyal hizmet ve tıbbi sosyal hizmet alanlarındaki düzenlemeler göze çarpmaktadır.