Küreselleşme ve Kamu Yönetimi

Küreselleşme, toplumsal yaşamın uzaklarda alınan kararlar ve gerçekleşen olaylar tarafından şekillendirilmesi anlamına gelen karmaşık karşılıklı bağlanmışlığın yoğunlaşmasıdır.

Yirminci yüzyılın sonlarına doğru yoğunlaşmaya başlayan küreselleşme olgusu çok yönlü değişim dinamiklerini ortaya çıkarırken aynı zamanda yirmi birinci yüzyıl ile birlikte daha da şekillenen yeni dünya düzeninin de temel dinamiklerini oluşturmaya başlamıştır. Bu küresel değişimin odağı herhangi bir coğrafi bölge veya toplum ile sınırlı olmadığı gibi sınırlı bir alana odaklanmış da değildir. Bu bağlamda mevcut küreselleşmenin teknolojik, ekonomik, toplumsal, siyasal, yönetsel ve kültürel olarak tüm alanlarda ve tüm coğrafyalarda sürdüğünü söylemek çok yanlış olmaz.

Küreselleşme Sürecinin Ulus Devlet Üzerindeki Etkileri

Yukarıda bahsi geçen gelişmeler ve değişmeler, öncelikle uluslararası sistemde etkiler yaratırken ulus-devlet yapılanmasında da önemli dönüşümlere sebebiyet vermiştir. Bir yandan erken dönem küreselleşmenin etkileri 1648 yılında imzalanan Vestfalya Antlaşması ile ulus-devlet olgusunun ortaya çıkmasını sağlarken aynı küreselleşme günümüze gelindiğinde ulus-devleti sınırlayıcı etkiler ortaya çıkarmıştır.

Ekonomik Etkiler

Sanayi çağının getirmiş olduğu dinamizmin uluslararası sistemde yaratmış olduğu ekonomi temelli değişimler özellikle yirminci yüzyılda kendini bir yandan savaşlarla ortaya koyarken bir yandan da sistemin kendisini değiştirmesine sebebiyet vermiş ve devletlerin yapı ve işlevlerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır.

Siyasal Etkiler

Uluslararası sistemin en önemli aktörü olma özelliğini yüzyıllar boyunca elinde bulunduran devletin küreselleşme ile dönüşen yapısı ve işleyişi aynı zamanda devlet anlayışının erozyona uğramasına sebebiyet vermiştir. Bu erozyonla birlikte hükûmetlerin karar alma mekanizmalarında çeşitli değişimler ve sınırlandırmalar gerçekleşmiştir. Küreselleşmenin yaratmış olduğu bu etki ile ulus devletlerin otoriter yönetim anlayışları ile yönetilmeleri, temel insan haklarını görmezden gelmeleri ve insan faktörünü arka plana atmaları uluslararası sistemce kabul görmemektedir.

Sosyo-Kültürel Etkiler

Bireyler ve toplumlar arası ekonomik farklar tarihin her döneminde olagelmiş ve bu farkların oluşturmuş olduğu sosyo-kültürel sorunlar da idari yapıların gündemini her daim meşgul etmiştir. Ulus-devletlerin ortaya çıkmasından sonra bu sorunlar devletlerin kendileri tarafından ele alınmaya başlanmıştır. Fakat küreselleşmenin etkisi ve yoğunluğu zamanla artarken bu açlık, yoksulluk gibi sorunlar artık yalnızca ulus-devletlerin değil uluslararası sistemin sorunları olarak ortaya çıkmıştır.

Küreselleşmeye Yönelik Yaklaşımlar

Realist Görüş

Realist yaklaşım küreselleşmeye karşılıklı bağımlılığı arttırmasından dolayı oluşturabileceği sistemin devletin gücünü sınırlayabileceği ve bunun da uluslararası sistemde başat aktör olan devlete zarar verecek olması açısından bakar.

Liberal Görüş

Liberal yaklaşım, küreselleşmeye ekonomilerin entegre olması açısından baktığı için ekonomik sistemin devlete karşı elde ettiği zafere odaklanır.

Eleştirel Görüşler

Eleştirel yaklaşımlar küreselleşmenin kapitalist bir düzen oluşturduğunu ve bu düzenin bireylerin refah ve gelir seviyeleri arasındaki farkı arttırdığını savunurlar.

Küreselleşmenin Kamu Yönetimi Üzerindeki Etkileri

Küreselleşme sürecinin kamu yönetimi üzerindeki şu şekildedir:

"Kamusal alan" ve yurttaşlık alanı küreselleşme ve devletin yeniden yapılanması sonucunda daralmaktadır.

"Sivil yönetimden sivil olmayan yönetime" biçiminde formüle edilebilecek şekilde devlet ve kamu yönetiminin niteliğinde ve faaliyetlerinde oldukça büyük bir değişim yaşanmaktadır.

Küreselleşen devlet, kamu yönetimini az şeyle çok iş yapmaya zorlamaktadır.

Profesyonelleşme küresel düzeyde kamusal hizmet alanına hem kurumsal hem de moral ve ahlaksal ölçütler getirmektedir.

Özelleştirme, piyasa temelli olarak bireyin, topluma maliyetini düşünmeksizin kendi çıkarlarını en çoklaştırma arayışındaki bir bencillikle hareket ettiğini varsayan akılcı-seçim kuramına dayanmaktadır.

Küreselleşen hükûmetler kamu-özel iş birliği programları aracılığıyla özel kesimin küreselleşmesine etkin olarak katılmaktadırlar.

Küreselleşme insanların yaşamlarını etkileyen çok önemli kararların alınmasında yurttaşların katılımcı rollerini ve kamu yöneticilerini dışarıda bırakmak yoluyla yerel topluluk yaşamını tehdit etmektedir.

Kamu yönetimi ve ilgili alanlarda, bunun karşılaştırmalı ve uluslararası gibi alt-disiplinlerini de kapsayan muazzam bir bilgi genişlemesi olmaktadır.

Karşılaştırmalı bir perspektiften kamu yönetimini öğrenmek dünyaya bakış açımızı genişletir.

Küresel toplulukta yöneticiler, küresel topluluğun her köşesinde neler olup bittiğini gözlemlemek ve araştırmak olanak ve sorumluluğuna sahiptir.

"Küresel topluluğun çıkarları"nın koruyucuları olarak gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerdeki kamu yöneticileri eşgüdümsel bir biçimde ahlaklı davranmak üzere küresel bir sorumluluk taşımaktadırlar

Kamu yönetimi, küreselleşme ve egemen dünya düzeninin hem parlattığı, hem de kararttığı bir gelecekle insan uygarlığının yeni bir basamağına adım atmıştır.

Uluslararası Örgütlerin Türkiye’nin Kamu Yönetimi Anlayışına Etkileri

IMF

Küreselleşmenin, ulus-devletlerin karşısına çıkardığı egemenlik sınırlayıcı kurumlardan birisi olan IMF, ülkelerin ekonomik yapısını stabilize etmeye çalışırken temelde kamu yönetim anlayışlarını devletin ekonomideki ağırlığını ve KİT'lerin devlet bütçesi üzerindeki yükünü azaltarak ve özelleştirme çalışmalarını hızlandırarak değiştirmektedir.

OECD - Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı

OECD, Türkiye’deki yerel yönetimler açısından sorunlu alanları merkezî idare ve yerel yönetimler arasında uygun olmayan görev dağılımı, yerel yönetimlerin mali kaynaklarının yetersizliği, örgütlenme ve personel sorunları, merkezî yönetimin gereksiz vesayet uygulamaları, şeffaflık ve katılım yetersizliği ve merkeze aşırı bağımlılık şeklinde sıralamış; yerel yönetimlerin yetki devri ile güçlendirilmesinin önemi üzerinde durmuştur.

Dünya Bankası

1980’lere kadar, Dünya Bankası uzun dönemli, ekonominin arz boyutu ile ilgili, üretim sektörüne yönelik ve proje kredileri veren bir kalkınma örgütü kimliği ile çalışmıştır. 1980’lerden sonra ise politika üreten krediler sistemine geçmiştir. Bu yeni sistemde, Dünya Bankası kredi verdiği ülkenin iktisadi, toplumsal ve yönetsel yapı ve dengelerini değiştirmeye, yeniden yapılandırmaya yönelmiştir.