Abbasi ve Fatımi Devirlerinde Mimari

Abbasiler VIII. yüzyılın ortalarından itibaren Emevilerin hâkimiyetine son vererek yeni bir İslam devletini kurarlar. Hilafet merkezini Suriye’den Irak’a nakleden Abbasiler, Halife Mansur’un bizzat planını kendisi çizerek Bağdat şehrini kurmasıyla bu kenti yeni devletin başkenti yaparlar. Abbasiler döneminin başlangıcı, İslam medeniyeti ve kültürü açısından oldukça önemli gelişmelerin cereyan ettiği bir zamandır. Hatta İslam medeniyetinin en parlak evresini, yani altın çağını bu devirde yaşadığını söylemek mümkündür. Antik Yunan ve doğu klasikleri Arapça’ya tercüme edilerek İslam dünyasına kazandırılmış ve üzerine İslami değerlerin de eklenmesiyle teşekkül ettirilmiş parlak bir medeniyet tesis edilmiştir. Abbasiler döneminde Eski Mezopotamya, Sasani ve daha sonraları da Orta Asya Türk sanatının etkileri İslam mimarisini ve sanatını şekillendiren unsurlardır. Coğrafyanın da etkisiyle tuğla kullanımı ve tuğla duvarlar üzerine alçı sıva ile oluşturulan stuko tezyinat Abbasi sanatının en belirgin özelliğidir. Samerra yapılarında rastlanılan ve Herzfeld tarafından tasnif edilen ‘Samerra A’, ‘Samerra B’ ve ‘Samerra C’ üslupları bu anlayışın en bariz örnekleridir. Böylece İslam’ın Allah inancının sonucu olarak tabiattan uzaklaşmış bir soyut sanat meydana getirilirken, Müslümanlara özgü bir sanat kavramı da yerleşmeye başlamıştır. Abbasiler döneminden zamanımıza ulaşan Samerra Camiu’l-Kebiri, Halife Mansur’un Bağdat’ta yaptırdığı Camiu’l-Kebiri, Damgan Tarıhane, Nayin Camii, Siraf Büyük Camii, Şiraz Cami-i Atik, Fahrac Cuma Camii, Rakka Camiu’l-Kebiri, Caferiye Ebu Dülef Camii, Belh Mescid-i Tarih, Kahire Tolunoğlu Ahmed Camii, Şerif Tabataba Meşhedi, Şibam Akyan Büyük Camii, Sus Camiu’l-Kebiri, Bu Fatata Camii ile Muhammed b. Hayrun Camii çoğunluğu ordugâh tipi, büyük boyutlu, bazıları da küçük ölçülerine karşın İslam mimarisinde önemli bir adım teşkil edecek plan ve form yansıtan cami ve mescitlerdir. Bu yapılarda karşılaşılan Samerra Camiu’l-Kebiri, Ebu Dülef Camii ve Tolunoğlu Ahmed Camii’nin minareleri kare kaide üzerinde, silindirik gövdenin etrafını helezonik şekilde dolanan rampası ile İslam mimarisinde ‘malviye’ olarak anılan yeni bir minare tarzının istisnai örnekleridir.

Kuzey Afrika’da Manastır ve Sus şehirlerinde inşa edilen ribatlar, askeri amaçlarla ortaya çıkan ve sonraları tekke, zaviye ve hankah gibi tasavvuf yapıları, misafir ve kimsesizlerin barındığı misafirhane ya da ticari yol güzergâhlarında emniyetli olarak kervanların konaklayabildikleri kervansaraylara öncülük eden yapılar olarak Abbasiler devrinin önemli anıtlarıdır.

Medrese mimarisinin ilk örnekleri aynı çağda Karahanlı, Gazneli ve Büyük Selçuklu dönemlerinde gelişmiş olmakla birlikte Halife Mustansır’ın yaptırdığı Bağdat Mustansıriyye Medresesi, İslam dünyasında dört Sünni mezhebin öğretilerinin talim edildiği en büyük eğitim kurumlarından biri olmasıyla şayan-ı dikkattir. Ayrıca Abbasiler, ilk anıtsal türbenin ortaya konulmasıyla İslami dönemde daha da öne çıkmış bir devirdir. Kubbetü’s-Süleybiye bu anlamda ilk anıtsal türbe örneğidir.

Abbasi sarayları, geniş bahçeler, çeşitli askerî bölümler, dinlenme alanları, oyun ve eğlenceye elverişli avlularla birlikte resmî kabul törenlerine mahsus tören alanı ve taht salonları ile harem ve resmî dairelerden müteşekkildir. Kasru’l-Atşan, Uhaydır Sarayı, Cevzaku’l-Hakani, Balkuvara Sarayı ve Kasru’lAşk bunlardan birkaçıdır.

Bunlardan başka Abbasiler zamanında inşa edilen Mikyasu’n-Nil, Remle ve Kayrevan’daki Ağlebi sarnıçları halkın su ihtiyacını karşılayan anıtsal niteikli su mimarlığının örnekleridir.

Fatımi kültürü ve medeniyeti ise bir ölçüde Emevi, Abbasi, özellikle de Ağlebi ve Tolunoğullarından etkilenmiş olsa da, aslen Kuzey Afrikalı, Mağrip ve Berberi karakterlidir. Yapıların hem dış, hem de iç mimarisi ve süslemelerinde kendine has Fatımi zevk ve anlayışının ortaya konulduğu görülür. Mehdiye Camii, Sfaks Camii, Kahire Ezher Camii, Hâkim Camii, elCuyuşi Camii, Akmer Camii yanı sıra Mısır’daki ilk İslami türbeler (Seb’a Benat, Ihvat Yusuf, Gaffari), çeşitli sivil (Cezayir’deki Daru’l-Bahr ve Kasru’lMenar) ve askerî yapılar (Mehdiye, Mansuriye ve Kahire şehir surları ile Babu’z-Züveyle, Babu’n-Nasr ve Babu’l-Fütuh) bu özelliği sergileyen eserlerdir.