Akit Teorisi

Borç ve borç ilişkisi insanla beraber var olmuş ve en az iki insanın bulunduğu bir yerde ve ortamda borç ilişkisinden söz edilebilmiş ve edilmektedir Çünkü borç doğuran kaynaklar dikkate alındığında insanın borç ilişkisi içerisine girmeden bir gün geçirmesi neredeyse imkânsızdır. İnsan ya iradeye dayalı olarak hukuki işlem yapar ya kendi mamelekinde hakkı olmayan bir artışla karşılaşır ya haksız fiil yoluyla bir başkasına tazminat ödemek durumunda kalır veya ebeveyn nafakası gibi kanundan doğan birtakım borç ve edimlerle yükümlü olur. Buna göre hukukun sujesi olan insan ya bir şey alır veya satar ya kira akdi yapar ya borç verir veya borç alır. Böylece borç hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da akitlerin geniş bir uygulama alanı ve çeşitleri vardır. Akit borcun en önemli ve en çok başvurulan kaynağıdır. Akit yapmadan bir gün geçirmek hemen hemen imkânsızdır. İslam hukuku insana, insani değerlere ve insanların ortak ve selim akıllarının oluşturmuş olduğu örf, âdet ve teâmüllere önem verdiği için akitlerde serbestlik ilkesini benimsemiştir. Bunun için de İslam hukuku borç ilişkilerinde bir taraftan “Eşyada aslolan mübahlıktır.” ilkesini bir taraftan da “teysîr” yani kolaylaştırma ilkesini esas alarak hukuki işlemleri olabildiği kadar kolaylaştırma, karmaşıklıktan kurtarma yolunu tutmuştur.

Hukuki ehliyete sahip en az iki kişinin bir konu üzerinde karşılıklı irade beyanlarından oluşan akit, tek kişinin meydana getirdiği vasiyet, hibe ve vakıf gibi tek taraflı hukuki işlem ve tasarrufları ifade etmek için de kullanılır.

Akdin kurulabilmesi, geçerlilik, işlerlik ve yürürlük kazanması için birtakım şartlar vardır. Hukuk sistemi tarafından öngörülen şartları taşıyan akit sahih/geçerli, taşımayan ise bâtıl/hükümsüzdür. Esas olan akitlerin ilave şartlar ileri sürülmeden tabii şartlarla yapılmasıdır. Ancak zaman zaman ilave şartlarla da akit yapılabilir.

Şartla yapılan akitlerde şartın sahih veya fasit olması akdi de etkilemektedir. Genel olarak akdin muktezasını destekleyen, örf hâline gelmiş, taraflara veya taraflardan birine karşılıksız menfaat sağlamayan şartlar sahih kabul edilmiş ve şart koşma serbestisi içerisinde değerlendirilmiştir.

Tarafların rızası ve irade akitlerin temelini oluşturduğu için rızayı bozan sebepler akdi olumsuz yönde etkiler. Karşılıklı rıza ve irade olmadığı zaman bu işlemden elde edilen kazanç da İslam hukkuna göre helal olmaz. Bir kimse akdi doğrudan yapabileceği gibi, temsilci vasıtasıyla da yaptırabilir. Temsilci kanunen olursa velâyet, ilgili tarafın iradesiyle olursa vekâlet adını alır.

Her akdin kendisine göre birtakım hukuki sonuçları ve gayesi vardır. Akitler yapılış gayelerine ve konularına göre değişik kısımlara ayrılırlar. Akit tamam olmadan önce taraflar bazı tercih haklarına sahiptirler ki bunlara muhayyerlik denir. Muhayyerlik hakkının bulunması akdi askıda bırakır.

Akit bütün şartlarını taşıdığı zaman bağlayıcı hâle gelir. Böyle bir akit, iki tarafa borç yükleyen akitlerden ise tek taraflı irade beyanıyla ortadan kaldırılamaz.