Orta Yaş Döneminin Sosyal ve Çevresel Yönleri

Bireylerin içinde yaşadıkları toplumun değerlerini, tutumlarını, örf ve adetlerini ve davranış kalıplarını öğrendikleri sürece toplumsallaşma (sosyalleşme) denir. Toplumsallaşma bireyin yaşamı boyunca içinde bulunduğu çeşitli özellikteki sosyal çevreleri ile ilişki ve etkileşimde bulunarak gerçekleşir.

Toplumsallaşmada, çocukluk ve ergenlik döneminden sonra aile dışındaki sosyal çevre ile girilen sosyal etkileşim önem kazanır.

‘Orta yaş yetişkinlik’ dönemi, ‘genç yetişkinlik’ ile ‘yaşlılık’ dönemleri arasında yer alan süreye karşılık gelir. Günümüzde orta yaş döneminin kırklı yaşların başında başlayıp altmışlı yaşların sonuna değin devam ettiği kabul edilmektedir.

Ülkemizde yaşayan yaklaşık her üç kişiden birisi orta yaş grubundadır.

Orta yaş bireylerin sosyal çevreleri ile olan ilişkilerinde aile, iş yaşamı ve toplumsal çevreleri ile ilgili ilişki ve etkileşimleri başı çeker.

Ailede hemen her yaş, cinsiyet ve sosyal statüden birey birbiriyle iletişim ve etkileşimde bulunur. Bu nedenle de aile bireye en yakın düzeydeki sosyal çevreyi oluşturur.

Orta yaş döneminde ise aile yaşam döngüsünde de genellikle ‘okul çağı çocuklu aile’ biçimine ulaşılır. Orta yaşlardan yaşlılık dönemine geçişte ise genellikle ‘yerleştirme yeri ailesi’ veya ‘orta-yaş ailesi’ deneyimlenmektedir.

Türkiye’de her on orta yaş bireyin yaklaşık 7’si karı-koca ve/veya evlenmemiş çocuklardan oluşan bir ‘çekirdek aile’ formunda yaşamaktadır. Orta yaşın ileri yıllarında (55-64) ise çocuksuz bir çekirdek aile formunda yaşayanların oranı daha yüksektir. Tüm çocukların evden ayrılmasıyla orta yaşlı bireyler sosyal çevreleriyle olan ilişkilerini yeniden düzenleyebilirler.

Orta yetişkinlik dönemi, bireylerin akrabalık bağlarının yenilendiği bir dönem olabilir. Bu anlamda akrabalara karşı sorumluluk hissetme, elde edilen refahın paylaşımı ve birbiri ile dayanışma amaçlı olarak akrabalardan oluşan sosyal çevre ile iletişim yoğunlaşabilir.

Türkiye’de orta yaş kuşağındaki erkek ve kadınların büyük çoğunluğu evlidir. Orta yaşlı kadınlar arasında eşinden boşanmış veya eşini kaybetmiş olanların oranı orta yaşlı erkeklerden belirgin şekilde daha fazladır.

Orta yaşlı yıllarda boşanma gerçekleşirse bireyler yaşadıkları yerleri veya çalıştıkları işleri de değiştirmek zorunda kalabilirler. Bu durumda hem erkek hem de kadın tarafından akrabalarla olan ilişkiler bağlamında kurulan sosyal çevrenin değişmesi söz konusudur.

Türkiye’de gerçekleşen tüm boşanmaların erkeklerde yaklaşık yüzde 40’ı, kadınlarda ise yüzde 30’u orta yaş grubu olarak kabul edebileceğimiz 40-59 yaş aralığında gerçekleşmiştir.

Orta yaş grubunda çalışma yaşamında yer alan bireyler zamanlarının önemli bir bölümünü işyerlerinde geçirirler. İş yerlerinde kurulan ilişkiler ve arkadaşlıklar kimi zaman bireyin ailesinden ve akrabalarından sonra bireye en yakın sosyal çevreyi oluşturabilir.

Günümüzde özelleştirme, taşeronlaştırma, çalışanların sosyal haklarının azaltılması, enformel sektörün büyümesi, esnek çalışmanın yaygınlaşması ve çalışan örgütlülüğünün (sendikalar) güç yitirmesi gibi istihdam yapısının özellikleri orta yaşlı bireylerin de çalışma yaşamına bazı riskler getirmektedir.

Mesleki amaç ve hedeflere ulaşamadıkları veya ileride de ulaşamayacakları düşüncesiyle orta yaşlı bireyler ‘yabancılaşma’ yaşayabilirler.

Yabancılaşma ‘iş tükenmişliği’ olarak da görülebilir. Tükenmişlik kendisini ‘duygusal tükenmişlik’, ‘duyarsızlaşma’ ve ‘azalmış başarı duygusu’ olarak gösteren, bireyin sosyal çevresine yönelik tutum ve davranışlarında değişiklik göstermesine neden olabilen bir sendromdur.

Orta yaş kuşağındaki bireyler için emeklilik, çalışmanın sona ermesiyle ortaya çıkan boş zaman dönemi olup bireye başka aktivitelere yönelme olanağı sağlar.

Emeklilikle birlikte orta yaş bireyin toplumsal statüsü ve bu statüye ilişkin toplumsal rolleri değişir. Bireyler hem kendi psikolojik durumlarını hem de sosyal ilişki ağlarını yeniden düzenlemeye ihtiyaç duydukları bir süreç yaşayabilirler.

Emekliliğe geçişle birlikte orta yaş bireyler çalıştıkları süre boyunca yaşadıkları yerleşim yerinden ayrılarak başka bir yerleşim yerine göç edebilirler. Bu hareketlilik bireyin sosyal çevresi ile kurduğu uyumun bozulmasına yol açar.

Türkiye’de iç göçe ilişkin veriler orta yaşlarda ülke içinde göç etmenin daha ziyade orta yaşın erken dönemlerinde (40-54) yaşanan bir deneyim olduğunu göstermektedir.

Emekli olan orta yaşlı bireylerin karşılaştığı sosyal çevreleri ile olan ilişkilerini etkileyebilecek önemli sorunlardan birisi de gelir yetersizliğidir.

Orta yaş grubundaki çalışanlar, diğer çalışanlar gibi iş yaşamındaki gelişmelere uyum sağlayabilmek için iş becerilerini güncellemeye veya kendilerini yeniden yetiştirmeye ihtiyaç duyabilirler. Bu durumda çalışma yaşamına etkin şekilde katılıma devam edebilmek için önemi giderek artan ‘yaşam boyu öğrenme’ seçeneklerine başvurulabilir.

Türkiye’de yapılan araştırmalar 35-54 yaşındaki bireylerin, 55-64 yaşındakilere göre çok daha yüksek oranlarda yetişkin eğitimlerine katılmakta olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de orta yaşlı bireyler günlük zamanlarının önemli bölümünü ev ve iş yerinden oluşan sosyal çevrede gerçekleşen aktivitelere ayırmaktadırlar.