Yaşlılık Döneminin Psikolojik Yönleri ve Gelişimsel Görevleri
Yaşlılık dönemi bireylerin yaşam çizgisinde en kritik dönemlerden birisidir. Yaşlılık döneminde kişi eskiye oranla birçok aktiviteyi yapmakta zorlanmakta, yaşlılığın getirdiği sağlık sorunları ile baş etmekte, kuşak çatışması yaşamakta, rol kaybı nedeniyle sosyal yaşamdan uzaklaşmakta daha karamsar bir ruh hâli yaşayabilmektedir. Bu süreçler yaşanırken aynı zamanda kişiler o güne kadar ki hayatlarına ilişkin muhasebe yaparak kendileri ile yüzleşebilmektedirler. Bu noktada yaşlı bireyleri güçlendirici yaşam kalitelerini arttırıcı sosyal hizmet müdahaleleri önem kazanmaktadır. Aktif yaşlanmanın sosyal hizmet uzmanlarınca desteklenerek yaşlıların bu dönemlerini verimli, huzurlu, kendisi ve çevresi ile uyum içerisinde olmasını sağlama yönünde mesleki çalışmalar yapılması gerekir.
Yaşlılık döneminde bireyin karşılaştığı en temel psiko-sosyal sorunları; kuşak çatışması, rol ve statü değişimi, korkular, unutkanlık-uykusuzluk ve boş zamanların değerlendirilmesi sorunları olarak özetleyebiliriz. Bu dönemde birey bu sorunları ile baş etmeye çalışır.
Havighurst’un yaşlılık dönemi ya da başka bir deyişle ileri yaşa ilişkin tanımladığı gelişim görevlerini: “-Emekliliğe ve gelir azalmasına uyum sağlama-Fiziksel güçteki ve sağlıktaki düşüşe uyum sağlama-Eşin veya arkadaşlarının ölümü ile baş etme ve hastalıkların üstesinden gelme-Aile ve arkadaşlık bağları ile ilişkisini sürdürme-Toplumsal ve yurttaşlık yükümlülüklerini yürütme-Durumuna uygun fiziksel yaşam koşullarını düzene koyma” olarak sıralayabiliriz. Toplum içerisinde yaşlıdan beklenen gelişim görevleri yaşlının toplum içerisindeki hayatını başarılı bir şekilde sürdürebilmesi için son derece önemlidir. Kişi sorunları ile baş etme stratejisini geliştirdikçe başarılı olmaktadır.
Yaşlılık bilimi (Gerontoloji) ile ilgilenen araştırmacılar yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan değişmelerle, herhangi bir hastalık sonucu ortaya çıkan patolojik değişiklikleri birbirinden ayırmanın önemini fark etmişler ve yaşlanmayı da “olağan” ve “başarılı” olmak üzere ayrıştırmışlardır. Bu ayrıma göre patalojik olmayan, yaşa bağlı değişiklikleri gösteren kişiler “olağan” yaşlı, kendi yaş grubuna göre ortalama olarak çok az veya hemen hemen hiç işlev kaybı göstermeyen ve yaşamla ilişkisini kaybetmeyen kişiler ise “başarılı” yaşlılar olarak tanımlanmaktadır. Başarılı yaşlanma son yıllarda üzerinde sıklıkla durulan bir kavramdır. Bu yaklaşımda uygun diyet uygulama, egzersiz yapma, dengeli beslenme, sosyal destek ağı gibi aracı faktörlerin önemi vurgulanmaktadır.
Başarılı yaşlanma konusunda son yıllarda pek çok çalışma yapılmıştır ve bunların sonucunda farklı araştırmacıların farklı başarılı yaşlanma teorileri oluşmuştur. Başarılı yaşlanmaya ilişkin üç teoriden bahsedilmektedir. Bu teoriler; aktivite teorisi, ilişkinin kesilmesi teorisi, sosyal yapılanma teorisidir. Aktivite teorisine göre kişinin yaşamı psiko-sosyal açıdan aktif ise başarılı yaşlanabilmektedir. Kişi yaşlılığa ilişkin çeşitli önyargılar nedeniyle toplumdan giderek uzaklaşmaktadır. Yaşlı kişilerin toplum dışına itilmesini savunan bu görüş yanlış sosyal politikalara da yol açacağı düşünülerek çok eleştirilmiştir. Sosyal yapılanma teorisi ise yaşlının toplum içinde varlığını sürdürebilmesi amacıyla çeşitli önerilerde bulunmuştur. Başarılı yaşlanma teorilerinin her biri aslında yaşlının daha sağlıklı ve mutlu bir yaşlılık geçirebilmesi amacıyla çeşitli saptamalar ve tavsiyelerde bulunmaktadır.