İnanç Turizmi
Birbiri ile yakından ilişkili olan ve birbirini destekleyen kültürel, tarihî ve inanç kapsamındaki turizm çeşitleri hızlı bir şekilde büyümektedirler (Türker, 2016). Özellikle inanç turizmi, uluslararası turizm faaliyetlerinde her geçen yıl daha da fazla gelir getiren bir turizm çeşidi olmasının yanında, bulunduğu bölgenin yerel değerlerinin korunmasına ve toplumsal kalkınmaya da katkı sağlamaktadır. Dünyadaki inanç turizmi kapsamında yapılan seyahatler her geçen yıl daha da artmakta ve turizm faaliyetleri kapsamındaki önemini artırmaktadır. Dünya Turizm Örgütü (WTO), inanç turizminin de içinde bulunduğu niş pazarlardaki turistik hareketlerin 2020 yılına kadar %20 artacağını öngörmektedir (Kanıbir ve Kaşlı, 2007). Bu durum inanç turizmi faaliyetlerinin, destinasyonlar için önemli bir gelir kaynağı potansiyeli taşımakta olduğunu da göstermektedir. Bu bağlamda mevcut bölümde inanç turizmi kavramı, inancın turizm ile ilişkisi, inanç turizminin önemi ve inanç turizminin sınıflandırması konularına değinilmiştir. Ayrıca bölümde inanç turizmine katılan bireylerin motivasyonları ve inanç turizminin dünyadaki ve Türkiye’deki mevcut ve potansiyel durumu hakkında bilgi verilmiştir.
İnanç turizmi insanların dinsel görevlerini yerine getirme amacı gütmeden dinsel alanları ve festivalleri ziyaret etmeleri olarak tanımlanabilirken, bir diğer tanıma göre ise inanç turizmi inançlı kimseler için özel anlamı bulunan mekânlara yapılan ziyareti temsil edebilmektedir. Buna göre bir turist yalnızca kendi inancı için önemli olan bir çekiciliğe ziyaret edebilmektedir. Bu ziyareti sırasında farklı turizm çeşitlerine ilişkin deneyimlerde yaşayabilme olasılığı yüksektir. Daha açık bir ifadeyle bir turist belirli bir bölgeye yalnızca inanç turizmi kapsamında ziyaret edebileceği gibi farklı turizm çeşitlerini de gerçekleştirmek için seyahat edebilir. Örneğin Antakya'yı ziyaret eden bir turist St. Pierre Kilisesi’ne giderek inanç turizmi kapsamında bir faaliyet gerçekleştirirken, aynı zamanda yörenin bölgesel ve özel yemeklerini tadarak gastronomi turizmi kapsamında da bir faaliyet gerçekleştirebilir. Bu gibi durumlar nedeniyle turistlerin seyahat amaçlarının birbirinden ayırt edilmesi zor olabilir (Gökdeniz, 1996).
İnanç turizmi bireylerin kendi ülkelerinden başka bir ülkeye gitmelerine ya da başka bir ülkeden kendi ülkelerine yapılan ziyarete göre sınıflandırılabilir (Kaya, 1999). Bir kimsenin inanç turizmi kapsamında kendi ülkesinden başka bir ülkeye gitmesine pasif inanç turizmi denilirken, bir ülkenin dinî çekicilikleri nedeniyle ziyaret edilmesi aktif inanç turizmi olarak görülebilir.
İnanç turizmi bağlamında pazarların büyümesi, bu turizm çeşidinden elde edilecek ekonomik ve sosyokültürel faydaların da artmasını sağlayabilir. Ekonomik açıdan değerlendirmek gerekirse, inanç turizmine katılan bireylerin sayısının artması bu turizm çeşidi ile elde edilecek gelirlerin de artmasını sağlayacaktır. Ekonomik faydasının yanında farklı kültürlere sahip insanların aynı ortamda birbirine saygı duymasını gerektirecek durumların oluşmasına neden olur. Daha açık bir ifadeyle farklı kültürden insanların birbirine hoşgörü göstermesine ve barışçıl ortamların gelişmesine katkı sağlar. Nitekim tüm dinlerin ana öğretilerinden bir tanesi diğer dinlere saygı göstermektir (Bilim ve Düzgüner, 2015). Bu nedenle bir kimse inanç turizmine katılarak diğer dindeki insanlara saygı göstererek, karşılıklı anlayışın ve barış ortamının gelişmesine fırsat verebilir.
İnanç turizminin temel motivasyonu manevi ve dinî ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu kapsamda bireyler ya da hacılar dinî mekânlara erişebilmek, dinî erdem kazanmak, taksiratları için tövbe etmek, dünyevi problemi çözebilmek, ibadet etmek gibi nedenlerle inanç turizmine katılabilmektedirler.
Türkiye tarih öncesinden günümüze kadar birçok farklı medeniyete ev sahipliği yaptığı için bünyesinde birçok kültürü barındırmaktadır. Özellikle Dünya’da en yoğun şekilde inanılan iki dinîn kabul görüp gelişmesine ev sahipliği yapması nedeniyle bu dinlerin kutsal saydığı birçok mekâna sahiptir (Berk, 2011). Daha açık bir ifadeyle Dünya’daki nüfusun sahip olduğu dinlerin oranına bakıldığında yaklaşık %55’ini İslam ve Hristiyanlık inancına sahip bireylerin oluşturduğu söylenebilir. Bu durum Türkiye’nin bu inançlara sahip bireyler için kutsal mekânları barındırması sebebiyle inanç turizmi potansiyelini daha da güçlendirmektedir.