Yönetim Biliminin Gelişimi
Yönetim yaklaşımları, örgütlerdeki çalışanların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair önerilen uygulamaya dönük, bütünlüğü olan ve yaygın kabul görmüş düşünce sistemleridir. Yönetim yaklaşımları, başta ABD olmak üzere genellikle İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya gibi sanayileşmiş ülkelerde geliştirilmiştir. Yönetim yaklaşımlarının tarihsel gelişimi, makroekonomik dalgalanmalara bağlı olarak, canlılık dönemlerinde rasyonel, durgunluk dönemlerinde normatif yaklaşımların öne çıkması şeklinde gerçekleşmiştir. Rasyonel yaklaşımlar, işlerin veya örgüt yapılarının rasyonel tasarımına odaklanırken; normatif yaklaşımlar, işgücünün fedakârlığını ve örgüte adanmasını vurgularlar. Başlıca yönetim yaklaşımları Bilimsel Yönetim, İnsan İlişkileri, Durumsallık ve Kalite-Kültür Yaklaşımlarıdır. Bu yaklaşımlardan, Bilimsel Yönetim ve Durumsallık Yaklaşımları rasyonel, İnsan İlişkileri ve Kalite-Kültür Yaklaşımları normatif yaklaşımlardır.
Bilimsel Yönetim Yaklaşımı, işgücü verimliliğini artırmak için işlerin rasyonel bir biçimde tasarlanması gerektiğini önerir. Bu yaklaşımda, işlerin bireysel olarak tanımlanması, zaman ve hareket etütleriyle analiz edilmesi, standartlaştırılması, işçilerin işin gerekliliklerine göre seçimi ve eğitilmesi ve parça başına ücret sistemi gibi yönetim teknikleri önerilir.
İnsan İlişkileri Yaklaşımı ise, işgücü verimliliğini artırmak için işlerin rasyonel tasarımının ötesinde çalışanların psikolojik açıdan tatmin edilmesi gerektiğini önerir. Bu yaklaşımın en önemli teknikleri, işçilerin farklı yeteneklerini kullanabileceği şekilde işlerin genişletilmesi, kararlara katılmasının sağlanması, maddi ödüllerin yanı sıra takdir etme gibi manevi ödüllerin sunulması, duyarlılık eğitimi ve çalışanların seçiminde psikolojik testlerin kullanılmasıdır.
Bu iki yaklaşım, birbirine bir ölçüde karşıt olmak üzere her koşulda en iyi tek yönetim modeli önerirken, Durumsallık Yaklaşımı, örgütlerin içinde bulundukları çevresel koşullara bağlı olarak başarılı yönetim modelinin değişebileceğini vurgular. Durumsallık Yaklaşımı farklı çevresel, teknolojik ve stratejik koşullara uygun alternatif örgütsel yapılar önerir. Buna göre mekanik yapı, durağan koşullarda verimliliği sağlayan yapıyken, organik yapı dinamik koşullarda esnekliği sağlayan yapıdır. Bu yapılar, örgütün büyüklüğüne, çevresel koşullarına, teknolojisine ve stratejisine uyumlu olduğu sürece başarılıdır.
Kalite-Kültür Yaklaşımı ise önceki yaklaşımların bazı önerilerini, eklektik bir biçimde kullanarak her koşulda en iyi olduğu iddia edilen bir yönetim modeli önerir. Güçlü örgüt kültürü, Toplam Kalite Yönetimi, Yalın Yönetim ve Kökten Tasarım gibi yöntemler aracılığıyla hem rasyonel hem de normatif açıdan etkili örgütler yaratmaya çalışır. Örneğin Toplam Kalite Yönetimiyle, müşteri tatminine odaklanan, işçilerin takımlar halinde çalışarak verilere dayalı bir biçimde üretim sürecini ve kaliteyi sürekli iyileştirdiği ve tedarikçilerle uzun vadeli ilişkilerin kurulduğu örgütler yaratılmaya çalışılır.
Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, yönetim yaklaşımlarını genellikle gelişmiş ülkelerden ithal etmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllara kadar Almanya'dan ithal edilen işletme iktisadı yaklaşımı, başta kamu iktisadi teşebbüslerinde olmak üzere rasyonel ve pederşahi refah yönetimi tarzıyla uygulanmıştır. 1950'lerden sonra ise şirketlerimiz Durumsallık yaklaşımının öngörüleri doğrultusunda yapılanmışlardır. Özellikle 1980’lerden sonra da Toplam Kalite Yönetimi, Yalın Yönetim, Kökten Tasarım gibi Kalite-Kültür Yaklaşımı yöntemleri büyük şirketlerimiz tarafından yaygın bir biçimde kullanılmıştır.