Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Etik
İşletmelerin görevi sadece mal/hizmet üretmek ve müşterileri tatmin etmek değildir. İşletmelerin bir diğer görevi de toplumdaki sorunlara çözümler sunmak veya çözümlere katkıda bulunmak gibi sorumlulukları yerine getirmektir. Teknolojik yeniliklerin hızlanması ile hızla gelişen sanayileşme ve ekonomik gelişmeler, kişilere ve toplum yaşamına değer katmakla birlikte birtakım olumsuzluklar ortaya çıkarmaktadır. Bu olumsuzluklarda işletmelerin de etkisi bulunmaktadır. Olumsuzlukların kaldırılması veya önüne geçilmesi için de işletmelere bazı görevler ve yükümlülükler düşmektedir. İşte, “ İşletmelerin toplum faydası için yerine getirmesi gereken bu görevlere ve yükümlülükler kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) ” olarak adlandırılmaktadır. Sosyal sorumluluk hareketi genel iş etiği disiplininin bir yönüdür. Özellikle 1960’larda toplumda ve doğal ortamda etik uygulamaların geliştirilmesine ve sürdürülmesine yardımcı olmak maksadıyla öne çıkmıştır. Ekonomik ve yasal çerçevenin ötesine taşınarak daha iyi bir toplum ve çevre anlayışı ile hareket etmek ve değer kazanmak işletmeler için önemli hale gelmiştir. KSS’ nin işletmenin iç ve dış çevresindeki tüm paydaşlara karşı olan sorumluluğu ifade ettiğini söyleyebiliriz. İşletmenin paydaşları iki gruba ayırabiliriz; Kurum içi paydaşlar, kurucu ana sahipler, hissedarlar, yöneticiler ve çalışanlardan oluşur. Kurum dışı paydaşlar ise toplum, devlet, müşteriler, tedarikçiler, rakipler gibi kesimlerden oluşmaktadır.
İşletmelerin sosyal sorumlulukları, belirli bir zamanda toplumun ekonomik, yasal, etik ve isteğe bağlı beklentilerini kapsadığı görüşünü öne sürmüş ve KSS’ yi ekonomik, yasal, etik ve gönüllülük (hayırseverlik) boyutları ile incelemiştir. Ekonomik sorumluluk, İşletmelerin temel sorumluluğudur ve tüketicilerin ihtiyaç duydukları veya istedikleri mal ve hizmetleri üretmesi ve karlı bir şekilde satmasıdır. İşletmeler ekonomik faaliyetlerini yürütürken yasal denetimleri göz ardı edemez ve bu durum yasal sorumluluk olarak ifade edilir. Etik sorumluluk, toplumun işletmelerden beklediği doğru ve adil davranışları içeren sorumluluklardır. Yasalarda yer almaz. Gönüllü sorumluluk ise İşletmenin toplumda oluşturduğu iyi niyeti güçlendiren, işletmenin sosyal çevresinde iyi bir kurumsal yurttaş olarak algılanmasını destekleyen faaliyetlerdir. Öte yandan işletmeler açısından önemli bir diğer konu sürdürülebilirliktir. Sürdürülebilirlik; “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme kabiliyetinden ödün vermeden, bugünün ihtiyaçlarını karşılamak” olarak ifade edilebilir. Kurumsal Sürdürülebilirlik ise; işletmelerin uzun vadeli değer yaratmak amacıyla, “ekonomik”, “çevresel” ve “sosyal “ dinamikleri İşletme faaliyetlerini yürütülürken ve yönetsel kararlar alınırken dikkate alınması ve ortaya çıkabilecek risklerin etkin bir biçimde yönetilmesi olarak ifade edilebilir. İşletmeler kurumsal sürdürülebilirlik hedefleri içinde kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarını da yürütmektedirler. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı etik değerler ile ilişki içindedir. Etik ve ahlak (moral) kavramlarının arasında farklılıklar olmasına rağmen birbirlerinin yerine kullanıldıkları görülmektedir. Ahlak etiğin kapsamı içindedir. Ahlak, iyi ve kötü davranışları birbirinden ayırt edip bunların konularını araştırırken; etik, ahlakla ilgili terimleri analiz eder, yargılar ve bu terimlerin kökenine esas teşkil eden konuları ele alır. İş etiği ise, iş dünyasında ortaya çıkan etik ilkeleri ve ahlaki veya etik sorunları inceleyen uygulamalı bir etik şeklidir. İş etiği, bireylerin ve kurumların davranışlarını bütünü ile ele alır.
Yönetim faaliyetleri ve eylemleri yerine getirilirken uyulması gereli olan ilkeler veya davranış normları vardır. Bunlar yönetsel etik olarak tanımlanır. Bu yönü ile yönetsel etik; örgütlerdeki bireylerin ahlaki karar almalarını amaçlamaktadır. Etik bağlamında işletmeler sınıflandırılabilirler. Etik Yönetimde işletme kararları, tutumları, eylemleri, politikaları ve davranışları etik standardına uygundur. Etik yönetimde yasalar asgari olarak kabul edilir ve yöneticiler yasanın zorunlu kıldıklarının da üzerinde çalışmayı tercih eder. Yöneticiler, etik liderlik davranışları sergiler. Etik olmayan yönetim baskın olduğu işletmeler yasal düzenlemeleri ve kısıtlamaları asgari düzeyde uygularlar ve yasal müeyyidelerden kaçınma imkanı varsa uygulamama yoluna giderler. Etiğe kayıtsız yönetim türünde ise iş etiği konuları üzerinde durulmaz. Yasalara uyumlu halde olmak yeterli görülür. Paydaşlar ile ilişkiler yasal çerçeveler ile sınırlıdır. Etiğe kayıtsız yönetim kasıtlı veya kasıtsız olabilir.Yönetsel etik, yönetsel alandaki çalışanlar ve yöneticilerin faaliyetlerindeki tüm ahlaki boyutları incelemektedir. Bu boyutlar değerler, standartlar ve normlar, davranışlar olarak sınıflandırılmıştır. Bu boyutları ile ele alındığında yönetsel etiğin temel vazifesinin yöneticiler ile çalışanlar arasındaki ilişkinin düzenini sağlamak, toplumun sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, ve toplumsal yapıya uyumlu davranışların sergilenmesi olarak ifade edilebilir. Ancak bazı zamanlar İşletme sahipleri, kaliteden ödün vermemek veya karlarını artırmak için zorlu etik ikilemlerle karşı karşıya kalır. Etik İkilem, iki veya daha fazla değerin çatışması halidir. Yöneticiler karar alırlarken bazı ahlaki seçimler yapmak durumunda kalırlar. Bu ahlaki seçimler, normlar, değerler ve davranışlar etrafında şekillenir. Bu durum normatif yaklaşım olarak ifade edilmektedir. Bu yaklaşımlar arasındaysa ön plana çıkanlar Faydacı Yaklaşım, Bireyci Yaklaşım, Adalet yaklaşımıdır ve Ahlaki Haklar yaklaşımıdır. Faydacı yaklaşımı etik kararlar vermedeki en yaygın yaklaşımlardan biridir. Eylemleri ortaya koyarken ahlaki davranmanın en çok insan için en fazla faydayı sağlamaya yönelik olduğunu savunmaktadır. Bireyci Yaklaşım, davranışların veya yönetsel kararların bireylerin uzun süreli yararlarını sağladığı takdirde etik sayılabileceğini öne sürmektedir. Adalet Yaklaşımı, kararların eşitlik, doğruluk ve tarafsızlık gibi etik davranış standartlarına dayanması gerektiğini savunur. Ahlaki Haklar Yaklaşımı, sonuçlarına bakmaksızın, ahlaki ilkelerle ilgilidir. Etik açıdan doğru olan karar, o karardan etkilenecek olanların haklarını korumalıdır.
Etik olmadan tam manası ile KSS’ den bahsetmek mümkün olamaz. Etik ile KSS ilkelerini bütünleştirmek, kurumlara küresel anlamda bir fark yaratabilir ve işletmelerin itibarlarını artırır. KSS çalışmalarının yasal ve şeffaf olması paydaşların bu konuda bilgilendirilmesi kavramlar arasındaki ilişkiyi vurgulamaktadır.