Yoksulluğa Teorik Yaklaşım
Yoksulluk bugüne kadar başta ekonomik, politik, sosyolojik olmak üzere çeşitli yönleriyle çeşitli açıdanele alınmıştır. Yoksulluğa ilişkin çeşitli teoriler makro ölçekten mikro ölçeğe; sosyal yapı eleştirisinden yoksulluğu yeniden üreten kültürel koşullara kadar meseleyi çeşitli yönleriyle açıklamaktadır.
Yoksulluğu açıklayan politik yaklaşımlara bakıldığında sorunun kaynaklarına ilişkin yorumların çeşitlendiği görülmektedir. Örneğin Muhafazakâr Yaklaşım yoksulluğun nedenlerini yoksul bireylerin kendilerinde arama eğiliminde olmuştur. Liberal Yaklaşım'a bakıldığında yoksulluğun serbest piyasa koşullarının doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığı şeklindeki açıklamalara sıkça rastlanmaktadır. Radikal yaklaşımlar ise sorunu adalet ve eşitlik temelinde açıklama eğiliminde olup başta ekonomik olmak üzere toplumsal sistemlerin sorgulanmasına yönelmektedir.
Yoksulluğa ilişkin daha genel, güncel açıklamalara bakıldığında yoksulluğun kontrolsüz nüfus artışı (Malthusçu yaklaşımlar), yapısal eşitsizlikler ve sömürü (Marksist yaklaşımlar), marjinal verimlilik (neoklasik ekonomik yaklaşımlar), gelir adaletsizliği (sosyal demokratik yaklaşımlar), yeteneklere dayalı toplumsal rekabet (sosyal Darwinizm) ve kültürel eğilimler (Yoksulluk Kültürü Yaklaşımı) gibi farklı temellerin ön plana çıktığı görülmektedir.
Sosyolojik açıklamalara bakıldığında yapısal işlevselcilik toplumdaki eşitsizliklerin doğallığına ve toplumu geliştiren etkilerine odaklanırken çatışmacı yaklaşımlar sömürü ve yapısal eşitsizliklerin yıkıcı etkilerine vurgu yapmaktadır. Sembolik etkileşimci yaklaşımlar ise yoksulluğu yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil sosyal, politik ve kültürel yönleriyle de açıklamaktadırlar.
Yoksulluk Konusundaki Politik Yaklaşımlar: Yoksullukla ilgili yaklaşımları dört temel kategoride toplamak mümkündür. Bunlardan ilki,yoksulluğun bireyin doğasından kaynaklandığını öne süren yaklaşımdır. Buna göre zekâ geriliği gibi doğuştan getirilen birtakım sorunlar yoksulluğa yol açmaktadır.
İkinci yaklaşım yoksulluğu kişisel özelliklerin yan ürünü olarak açıklamaktadır. Bu yaklaşıma göre günübirlik yaşam, tembellik, bazı değerlerden yoksunluk gibi kültürel özellikler kişiyi yoksulluğa götürmektedir. Bu nedenle bu yaklaşım ‘Yoksulluk Kültürü Tezi’ olarak da adlandırılmaktadır.
Üçüncü yaklaşım yoksulluğu toplumsal nedenlerin yan ürünü olarak açıklamaktadır. Buna göre yoksulluğun açıklanmasında bireyin niteliklerinin rolü olsa da, temel sebep dezavantajlı kesimlerin karşı karşıya olduğu fırsat eşitsizliğidir.
Muhafazakâr Yaklaşım, yoksulluğun kaynağını bireyin kişisel özelliklerine bağlamaktadır. Eğitimsizlik, tembellik, sorumsuzluk bu özelliklerin başımda gelmektedir. Bu “yanlış yönelimler” ve “kötü alışkanlıklar” değiştirildiği takdirde yoksulluk sorunu yaşanmayacaktır.
Liberal Yaklaşım, Muhafazakâr Yaklaşım'la benzer piyasa kuralları temelinde geliştirilmiştir. Ancak Liberal Yaklaşım sorunun kaynağını piyasa sistemindeki aksaklıklarda görür.
Radikal Yaklaşım'a göre yoksulluğun kaynağı sistemin kendisinde bulunmaktadır. Eşitsizliği ve sonuç olarak yoksulluğu üreten, makro sosyal yapıdır.
Yoksulluk Konusundaki Güncel Açıklamalar: Politik yaklaşımlara bağlı olarak yoksulluğa ilişkin çeşitli güncel açıklama biçimleri ortaya çıkmıştır. Bunlar: Yoksulluğu nüfus artışına bağlayarak açıklayan Malthusçu yaklaşımlar,
Kapitalist sistem ve eşitsizlik temelinde açıklayan Marksist yaklaşımlar,
Piyasa temelinde açıklayan Neoklasik yaklaşımlar,
Sosyal adalet ve bölüşüm temelinde açıklayan sosyal demokratik yaklaşımlar,
Bireysel kapasite ve toplumsal rekabet temelinde açıklayan sosyal Darwinist yaklaşımlar,
Yaşam tarzı ve kültür temelinde açıklayan yoksulluk kültürü yaklaşımlarıdır.
Yoksulluk Konusundaki Sosyolojik Yaklaşımlar: Bunlar yapısal işlevselci açıklama biçimleri, çatışmacı yaklaşımlar ve sembolik etkileşimci yaklaşımlardır.
Yapısal işlevselcilik yoksulluğu toplumdaki bireyler arasındaki eşitsizliklerin doğal olduğu noktasından hareketle açıklar. Eşitsizlikller ve dolayısıyla yoksulluk "normaldir". Her ne kadar aşırı yoksulluk toplum yapısına tehdit oluştursa da orta derecede yoksulluk toplum bütünlüğü açısından zararsız, hatta işlevseldir.
Çatışmacı yaklaşım yoksulluğu bir sistem sorunu olarak açıklar. Kapitalizm çelişkili bir sistem olarak yoksulluğu yaratır ve şiddetlendirir. Bu ise sistemin yıkılmasına neden olacak temel bir sorundur.
Weber yoksulluğu ekonomik, sosyal ve politik kaynaklara erişim sorunu ve yoksunluk olarak ele alır. Bu çerçevede sembolik etkileşimcilik yoksulluğun ne anlama geldiği, nasıl yaşandığı, toplumdaki tabakalaşma farklılıklarının gündelik ve simgesel dışavurumları üzerinde durur.