Yoksulluğun Kavramsal Çerçevesi

Yoksulluk, düzgün bir yaşam sürmek için gereken ihtiyaçların karşılanamaması durumu olarak ifade edilebilir. Yoksulluğun toplumdaki bütün görünürlüğüne ve açıklığına karşın üzerinde uzlaşılan bir tanımını yapmanın zorluğu da bu noktada ortaya çıkmaktadır: İnsan yaşamak için neye ihtiyaç duyar? Bu, göründüğünden daha karmaşık bir sorudur. Çünkü ihtiyaçlar yalnızca hayatta kalmayı sağlayacak olan beslenme, barınma gibi en temel ihtiyaçlardan kendi potansiyelini ortaya çıkarmak ve daha iyi fırsatlara ulaşmak için kendini geliştirmeye yönelik eğitim, kitap okuma, insani koşullarda çalışma, hukuki haklara ve sosyal hizmetlere erişim ve sosyal statü gibi daha karmaşık ihtiyaçlara kadar çeşitlenmektedir.

Yoksulluk konusundaki tartışmalar mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk, gelir yoksulluğu ve insani yoksulluk, kırsal yoksulluk ve kentsel yoksulluk, kronik yoksulluk ve durumsal yoksulluk gibi ayrım noktaları ortaya çıkarmıştır.

Yoksulluk açık bir toplumsal sorun olmakla birlikte ne anlama geldiği ve nasıl tanımlanabileceği tartışmalıdır. Yoksulluğun “aç ve açıkta olmak” sözüyle ifade edildiği gibi en temel olanaklardan mahrum olmak mı olduğu; dolayısıyla maddi bir sorun olarak mı algılanması gerektiği, yoksa bir insani kapasite/yapabilirlik gelişimi meselesi olarak maddi olanaklar meselesinin ötesine mi geçtiği tartışması ortak bir tanım yapmayı güçleştirmektedir. Bu ve benzeri tartışmalar farklı yoksulluk tanımlarını ortaya çıkarmaktadır.

Yoksulluğun yalnızca maddi ihtiyaçlar temelinde mi yoksa insani kapasite/yapabilirlik temelinde mi açıklanabileceği başlıca tartışma konularından biridir.

Bu bölümde yoksulluk kavramı ile ilgili belirli ayrım noktaları ele alınmaktadır. Bunlardan birincisi yoksulluğun neye göre ölçülebileceğine ilişkindir. İhtiyaçların çeşitliliği, yoksulluğun nasıl tanımlanıp ölçülebileceği üzerindeki tartışmalar konusunda bazı soruları beraberinde getirmektedir. Örneğin ihtiyaçlar sadece maddi çerçevede mi ele alınmalıdır? Örneğin parasal gelir düzeyinden yola çıkarak insanların yoksul olup olmadıklarını anlayabilir miyiz? Yoksa gelir düzeyinin ötesinde yukarıdaki gibi temiz suya, sağlık hizmetlerine, hukuki haklara ve sosyal hizmetlere, yeterli bir eğitime, iş bulmak için gerekli donanıma ve saygın bir sosyal statüye erişimin olmaması da yoksullukla ilişkili midir? Bu tartışma mutlak yoksulluk ile göreli yoksulluk tartışmalarının odak noktasındadır. İkinci olarak, bu ihtiyaçlar herkes için aynı mıdır, yani standart mıdır? Yoksulluk, belirli standartlar doğrultusunda çizilen bir çizginin bizi yoksullar ve yoksul olmayanlar şeklinde ayırması olarak mı düşünülmelidir? Yoksa göreli olarak birbirimize göre daha yoksul ya da varlıklı kabul edilebileceğimiz bir toplumsal düzenle mi karşı karşıyayız? Bu soru ile birlikte 1980’lerden itibaren yoksulluk konusunda ortaya çıkan ve meselenin insani, etik ve kültürel boyutlarının ekonomik boyuta göre ön plana çıktığı yeni yaklaşım ve tanımlara atıfta bulunulmaktadır.

Bir diğer soru, endüstrileşme, tarımdaki küçülme, kentleşme ve bu süreçlere bağlı olarak yoksulluğun kırsal alanlardan kentsel alanlara taşınması sorununu ortaya çıkmaktadır. Buna bağlı olarak yoksulluk, kırsal yoksulluk ve kentsel yoksulluk olarak da ele alınabilmektedir.

Son olarak yoksulluğun bir “kader” olup olmadığıdır. Diğer bir deyişle yoksulluk kuşaktan kuşağa aktarılan, içinden çıkılamayan, bir ömür boyu sırtta taşınan bir yük müdür, yoksa dönemsel olarak içine düştüğümüz geçici darlık dönemleri olarak da düşünülebilir mi? Bu soru ile birlikte kronik yoksulluk ve durumsal yoksulluk kavramları arasındaki ayrım noktaları açığa çıkmaktadır.

Mutlak ve Göreli Yoksulluk

Mutlak yoksulluk, sahip olunan gelirin temel ihtiyaçların karşılanması için ihtiyaç duyulan parasal sınırın altında olması durumudur. Göreli yoksulluk ise insani bir yaşam sürmek için ihtiyaçlardan yoksunluk olarak tanımlanabilir.

Gelir Yoksulluğu ve İnsani Yoksulluk

Gelir yoksulluğu, parasal gelire göre belirlenen yoksulluktur. Bu yoksulluk, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığından şiddetli yoksulluk içerisinde yaşayan nüfusu belirlemek için kullanılmaktadır. Yapabilirlik, kırılganlık, insani yoksulluk, sosyal dışlanma gibi kavramsal açılımlara dayanan insani yoksulluk tanımları ise yoksulluğun orta dereceli ve göreli boyutlarını anlamak açısından önem taşımaktadır. İnsani yoksulluk tanımlarında parasal gelirin yanı sıra eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere erişimden demokratik haklara ve toplumdaki saygınlığa kadar çeşitli durumlar değerlendirmeye alınmaktadır.

Kırsal ve Kentsel Yoksulluk

Kırsal yoksulluk, kırsal alanda yaşanan yoksulluğu ifade ederken kentsel yoksulluk kentsel alanlardaki nüfusun yaşadığı yoksulluğu ifade etmektedir. Kırsal ve kentsel yoksulluğun yapısal açıdan farklılıklar taşıdığı belirtilmelidir. Kırsal alanda büyük ölçüde yapısal koşullar, yetersiz kaynaklar ve imkanlar yoksulluğu ortaya çıkarırken kentsel alanlarda yoksulluk bunların yokluğundan çok, bunlara erişimdeki eşitsizliklerin ortaya çıkarıldığı bir sorundur. Sanayileşme ve kentleşme süreçleriyle birlikte yoksulluğun kırsal yoksulluktan kentsel yoksulluğa doğru dönüşüm geçirmekte olduğu söylenebilir.