Yoksulluk ve Feminist Sosyal Hizmet
Yoksulluğun neden olduğu sorunlara yönelik feminist sosyal hizmet uygulamasının ve bilgisinin kapsamını ve önemini ortaya koymak için öncelikle feminizmin ne olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Feminizm, kadınlar üzerinde baskı ve tahakküme neden olan eşitsiz güç ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve bunlara yönelik mücadele pratiklerinin geliştirilmesini amaçlayan bir harekettir. Bu hareketin ortaya çıkışını sağlayan kuramsal arka planı da oldukça zengindir. Feminist hareketin kapsamlı biçimde ortaya çıkışı 1700’lü yılların sonunda gerçekleşmiştir. Önceleri eşitlik taleplerini gündemine alan feminist teori ve hareket daha sonra kadınların erkeklerden farklı biçimlerde toplumsal yaşamda varlık gösterdiklerini vurgulamıştır. Buna bağlı olarak önceleri oy hakkı mücadelesi, hareketin odağında yer alırken sonrasında özel alan / kamusal alan ayrımı, ev içi emek, kadına yönelik şiddet gibi sorun alanları da feminist teori ve hareketin gündeminde kendine yer bulmuştur. Feminizmi anlayabilmek için bazı kavramların bilinmesi ve anlaşılması özellikle önemlidir. Bu kavramlar: Ataerki, toplumsal cinsiyet ve özel / kamusal alan kavramlarıdır. Ataerki: Erkeklerin kadınların bedenleri ve emekleri üzerindeki tahakkümünden kaynaklanan eşitsiz ilişki sistemi olarak tanımlanabilir. Feminist alan yazınında ataerki, kadın-erkek arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin tarihsel, toplumsal, ekonomik ve politik bağlamının anlaşılmasını kolaylaştırdığı için önemli yer tutmaktadır. Toplumsal cinsiyet: Biyolojik cinsiyet özelliklerinden farklı biçimde kadın ve erkek kimliklerine atfedilen özellik, rol, beklenti ve sorumluluklar bütünüdür. Özel / alan kamusal alan ayrımı kadın ve erkeklerin toplumsal yaşam içinde onlara atfedilen yerlerinin tanımlanmasında önemli bir ayrımdır. Buna göre özel alan yani ev içi kadının yeri ev içindeki emek kadının sorumluluğu olarak tanımlanır. Ev dışındaki kamusal alan; çalışma yaşamı, siyasal yaşam ya da sosyalleşme alanları erkeklerin yeri; buralardaki sorumluluklar da erkeklerin sorumlulukları olarak tanımlanmaktadır. Bu kavramlar feminizmin dayandığı temel argümanları anlamayı kolaylaştırmaktadır. Feminist yaklaşımdan beslenen feminist sosyal hizmet ise kadınların deneyimlerinden yola çıkarak bu deneyimleri analiz eden, bunu yaparken kadınların toplumsal konumları ve bireysel sorunları arasındaki ilişkiye odaklanan, kadınların özel gereksinimlerini karşılayan, müracaatçı-uzman arasında eşitlikçi bir ilişki kuran ve yapısal eşitsizliklere dikkat çeken bir sosyal hizmet uygulaması türüdür.
Sosyal hizmetin de feminist teori ve hareketin de paylaştığı birtakım değerler vardır. Bunlar arasında sosyal adalet ve bireyin değeri ve onurunun korunması önemli yer tutar. Yoksulluğa yönelik feminist güçlendirme temelli bir sosyal hizmet uygulaması geliştirmek, yoksulluğun etkilerini derin biçimde hisseden kadınların özgürleşmesini ve güçlenmesini sağlamada işlevsel bir araçtır. Bu uygulamada dikkat edilmesi gereken prensipler şunlardır:
Mikro düzeyde: Yoksulluğa ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve tahakküm ilişkilerine maruz kalmanın kadınların benlik saygısı ve öz güvenleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu düzeyde benlik saygısının güçlendirilmesine, öz güvenin artırılmasına yönelik uygulamalar gerçekleştirilebilir.
Mezzo düzeyde: Kadının çevresi ile ilişkileri, bu ilişkilerden kaynaklanan sorunlar aile içi, ev içindeki özel alandaki sorunlarının nedenleri tanımlandıktan sonra bunlara yönelik çözüm yolları geliştirilebilir.
Kadınların bireysel, toplumsal, kültürel boyutta maruz kaldıkları baskı nedeniyle seslerinin duyulması, olanaklarının sınırlı olduğu göz önünde bulundurulmalı, bu sesi daha geniş düzeyde duyurmak için savunuculuk rolü devreye girmelidir.
Yoksulluğun kadınlar üzerindeki etkisinin farklı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Yoksulluğun kadınlar üzerindeki etkisini derinleştiren kurumsal, yasal, politik, toplumsal bağlam dikkate alınmalıdır.
Ev içinde görünmez kılınan kadın emeğinin değerli kılınmasına çalışılmalıdır.
Kadınların güçlerine odaklanılmalıdır.
Kadınların güç ve kaynakları etkili biçimde kullanmaları kolaylaştırılmalıdır.
Eşit, hiyerarşik olmayan bir ilişki geliştirilmelidir.
Kadınlar, sürecin aktif özneleri olarak değerlendirilmelidir.
Yoksulluk indirgemeci biçimde maddi refahla değil; bunun yanında insani gelişimi sağlayan ölçütlerle birlikte değerlendirilmelidir. Yoksulluğa yönelik müdahale, tüm bunları içerecek biçimde geliştirilmelidir.
Kadınların kamusal hizmetlerle buluşması sağlanmalıdır. Kamusal hizmetlere erişimin önündeki engeller tespit edilmeli, buna yönelik mücadele geliştirilmelidir.
Makro düzeyde uygulamalarla politik, yasal, kurumsal düzenlemelerin kadınların yoksullaşmasını önleyecek nitelikte gelişmesine katkı sunulmalıdır.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve ayrımcılığa yönelik mikro, mezzo ve makro düzeyde farkındalık sağlanmalıdır.