Kentsel Dışlanma ve Ayrışma

Tarihsel süreç içinde kentler, yeni fırsatlar yaratan yeleşim yerleri olduğu kadar, toplumsal eşitsizliklerin ve bu eşitsizliklere paralel olarak mekânsal ayrışma ve dışlanmaların mekânları olmuşlardır.

Mekansal ya da kentsel ayrışma kavramı aynı zamanda sosyal ayrışma veya dışlanma biçiminde de kullanılabilmektedir.

Kentsel mekanlarda ayrışma ve dışlanma süreçlerine maruz kalanlar, sistem içinde kendilelerine yer bulabilmek ve yer edinebilmek için çeşitli stratejiler geliştirebilirler. Bu stratejilerin daha geleneksel boyutta olanları, siyasal mücadeleler şeklinde ve bunun sonucunda parlamento düzleminde ve siyasal parti örgütlenmeleri içinde ve meşru siyasal mücadele şeklinde tezahür eder. Diğer yandan parlamento dışında ve yasal düzeyde meşruiyeti tartışmalı olmakla birlikte insan hakları açısından meşru olan taleplerin "sokak"ta ifade edilmesi geleneğinden söz edilebilir.

Diğer yandan dışlanma ve ayrışmaya maruz kalanların parlamentoda, tanımlanmış sınırlar içinde kendilerini ifade ediş biçimlerinden farklı olarak sivil toplum örgütlenmeleirnden söz etmek mümkündür.

Özellikle son dönemlerde kentsel ayrışma ve dışlanmaya maruz kalanların kendilerini en etkili ifade ediş biçimleri olarak sivil toplum örgütlenmeleri öne çıkmaktadır.

Mekansal tabakalaşma ile sosyal tabakalaşma arasında yakın bir ilişki olduğu açıktır. Mekasal olarak farklı mekanlarda yaşayanlar, aynı zamada sosyo-ekonomik olarak da faklı tabakalarda yer almaktadırlar. Başka bir deyimle kentsel/mekansal ayrışma, sosyal ayrışma/tabakalaşmanın bir anlamda somut bir tezahürüdür denilebilir.

İnsanlar arasındaki farklılıkların ve eşitsizliklerin yarattığı ilişkileri tanımlamak sosyolojide her zaman yeni olguların ve teorilerin gelişimine olanak tanımıştır. Günümüzde dışlanma, ayrışma, sınıf altı ve sınıf dışı gibi kavramlar toplumsal eşitsizlikleri ele alma sürecinde tartışma konusu yapılmaktadır.

Kentsel alanlardaki yoksul mahalleler, sosyal dışlanma süreçlerini en yoğun yaşayan mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz kentlerinde yoğun bir biçimde yaşanmakta olan dışlanma süreci yoksulluk kültürü çerçevesinde ele alınmaktadır. Dışlanma olgusu çoğunlukla sınıf altı, yoksulluk, eşitsizlik, yabancılaşma, irtibatsızlık, yoksunluk, marjinallik, bütünleşememe vb. kavramlarla birlikte değerlendirilmektedir.

Sosyal dışlanma tanımlanmaya çalışılırken en çok vurgu, ekonomik boyut üzerine yapılmakla beraber; kavram politik, sosyal, kültürel boyutta da incelenmektedir.

Dışlanma, genel olarak birey ya da grupların sosyal yaşamdan uzaklaştırılmasına karşılık gelen bir kavramdır. İşgücü piyasasından, eğitim sisteminden, kamusal alandan veya politik süreçten dışlanma şeklinde gerçekleşebilmektedir.

Sosyo-ekonomik açıdan alt seviyede yer alan gruplar kent merkezlerinden uzakta veya varsıl grupların tercih etmediği kentsel alanlarda yerleşmek durumunda kalmaktadırlar.

Toplumda meydana gelen ayrışma biçimleri incelendiğinde genellikle dil, kültür, sınıf ve etnisite ile karşılaşılmaktadır. Bu ayrışmalar mesleki değişim, kişisel başarı ya da başarısızlık, ekonomik ve sosyal statünün değişimi, sonuçta da mekanın değişimi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Eşitsizliklere bağlı olarak kentsel mekanda kendini gösteren toplumsal ayrışmanın derecesi ve biçimi; o kentteki üretim ilişkileri, sınıfsal, etnik, kültürel, dinsel çatışmalar ve güç ilişkilerine bağlı olarak şekillenmektedir. Bu süreçte kentsel mekanlarda ayrışmış ve dışlanmış gruplar ortaya çıkmaktadır.