Sovyetler Birliği’nin Dağılması ve Günümüz Avrupası
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması ve bununla ilişkili olarak Doğu Blok’unun çöküşü dünyayı ve Avrupa’yı oldukça derinden etkilemiştir.
Mihail Gorbaçov 1985 yılında SSCB’nin başına geçmiş ve hem iç hem de dış siyasette SSCB’nin geleneksel politikalarını reddederek yeni politikalar uygulamaya koymuştur. Gorbaçov, glastnost ve perestroiska olarak isimlendirilen bu politikalarla çöküşe doğru gittiğini düşündüğü SSCB’yi ayağa kaldırmak ve süper güç konumunu devam ettirmek istemiştir. Fakat bu politikalar SSCB’nin parçalanması ve Doğu Blok’unun da dağılmasına neden olmuştur.
SSCB’nin dağılması sürecinde Macaristan, Çekoslovakya, Polonya, Doğu Almanya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk ve Yugoslavya’da siyasal rejim değişmiş ve bu ülkelerde komünizm sona ermiştir.
SSCB’nin dağılmasından sonra Avrupa’da bağımsızlığını ilan devletler, kıtada siyasal, ekonomik sosyal ve kültürel dengeleri etkilemiş, Avrupa siyaseti yeniden şekillenmiştir.
1990’ların başında Yugoslavya da dağılmış, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Slovenya, Kuzey Makedonya, Karadağ bağımsızlılarını ilan ederken Kosova da Sırbistan’dan ayrılarak bağısız bir devlet haline gelmiştir.
Yugoslavya’nın dağılması sürecinde Bosna-Hersek’te oldukça kanlı bir iç savaş yaşanmış, Avrupa İkinci Dünya Savaş’ından sora ilk defa böyle büyük çapta katliamlara sahne olmuştur. Yine Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılma süreci de çatışmalara ve ölümlere neden olmuştur.
SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu eskiden kendisine bağlı on dört devleti kontrolünde tutmak için bir örgüt kurmak istemiş ve sonuçta eskiden SSCB’ye bağlı bazı devletlerin katılımıyla Bağımsız Devletler Topluluğu kurulmuştur.
SSCB’nin dağılması ve Doğu Blok’unun çöküşü SSCB ve Avrupa’daki komünist ülkelerin çoğunun üye olduğu ve bir savunma örgütü olup NATO’ya karşı kurulmuş olan Varşova Paktı’nın da dağılmasına neden olmuştur.
Yine SSCB’nin dağılması ve Doğu Blok’unun çöküşü komünizmin ekonomik ilkeleri çerçevesinde kurulup Doğu Avrupa ülkelerini ekonomik olarak SSCB’ye bağlayan Comecon’un (Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi) da dağılmasına neden olmuştur.
SSCB'nin dağılıp, Doğu Blok'unun çökmesi doğal olarak bunlara karşı kurulmuş olan NATO’yu da etkilemiş, örgüt yeni tehdit algılamaları ve yeni bir misyonla yoluna devam etme yoluna gitmiştir. Bu bağlamda eski Doğu Bloku ülkelerinin birçoğu genişleme stratejisi çerçevesinde üyeliğe kabul edilmiştir.
Bu süreç Avrupa Topluluklarının da yeniden yapılanmasına neden olmuş, örgüt Avrupa’nın bütünleşmesi hedefini hızlandırarak Avrupa Birliği’ne dönüşmüş yine genişleme stratejisi hedefi doğrultusunda içlerinde eski SSCB ve Doğu Bloku ülkelerinin de bulunduğu bir çok devlet Avrupa Birliğine üyeliğe kabul edilmiştir.
Hem NATO’nun ve hem de Avrupa Birliği’nin eski SSCB ve Doğu Bloku ülkelerini de içine alacak genişleme stratejileri takip etmeleri SSCB’nin yerine geçen ve süper güç olma konumunu devam ettirmek isteyen Rusya Federasyonun tepkisini çekmiş, bu ülke etki sahalarını kaybetmemek ve güvenliğini sağlamak adına Nato ve Avrupa Birliği’nin bu adımlarına karşı yeni stratejiler izlemiştir.
Rusya Federasyonu’nun Gürcistan, Ukrayna, Moldova, Belarus ve Sırbistan’la ilişkileri bu çerçevede değerlendirilebilecek olgulardır. Rusya bu ve diğer bazı ülkelerin batı ile yakın ilişkiler içerisinde olmalarını ve NATO ve Avrupa Birliği üyeliklerini engellemek için hep olağanüstü bir çaba içerisinde olmuştur.
Bugün Gürcistan’ın kendisine bağlı Güney Osetya ve Abhazya ile yaşadığı sorunlar, Moldova’da süregelen Transdinyester meselesi, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve 2022 yılında Ukrayna’da Rusların yoğun olarak yaşadığı Donesk ve Luhansk bölgelerinin bağımsızlıklarını tanıyıp bunu kabullenmeyen Ukrayna’ya savaş açması, Belarus’la geliştirdiği yakın ilişkiler, Sırbistan’ın batı ile yakınlaşmasını engellemek için uluslararası bazı sorunlarda bir dönem bu ülkeye verdiği destekler hep bu çerçevede değerlendirilebilecek gelişmeler olmuştur.
1990’ların başında Avrupa’da yaşanan gelişmeler bazı yeni işbirliklerine de kapı aralamış, 1975’te imzalan Helsinki Nihai Senedi çerçevesinde gerçekleştirilen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansları süreci Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına dönüştürülmüştür. Yine Karadeniz bölgesinde Türkiye’nin çabalarıyla Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı kurulmuştur.