Dinlerin “Öteki”ne Yaklaşımı

Dinlerin “öteki”ne bakışında öne çıkan üç yaklaşım; dışlayıcılık, kapsayıcılık ve çoğulculuktur. Dışlayıcı yaklaşımın temsilcilerine göre sadece tek bir din doğru, diğer tüm dinler ise yanlıştır. Kapsayıcılık, kişinin kendi dinine ve değerlerine bağlı kalırken diğer taraftan da diğer dinsel geleneklere ve onların mensuplarına yönelik dışlayıcı tutumdan kurtularak daha müspet bir tavır takınmasıdır. Çoğulculuk, her dinsel geleneğin veya inancın kendi başına diğerlerinden bağımsız olarak taraftarlarını kurtuluşa ulaştırabileceği varsayımından hareket eder.

Yahudi olmayanlar dinî inançlarına göre “Nuhîler (Bney Noah)" ve “Putperestler (Avoda Zarim)" olarak iki kısımda değerlendirilmektedir. Nuhîler, Nuh’un tevhid esasına dayalı yedi temel kanununu (Şeva Mitzvot Bney Noah) benimseyen ve uygulayan kimselerdir. Yahudiliğin Hıristiyanlığa ve onun önderi İsa’ya bakışı, pozitif ve negatif değerleri birlikte ihtiva eder. Rabbiler Talmud’da İsa’yı, İsrailoğulları’nı saptıran bir büyücü olarak tanıtmışlardır. Orta Çağ Yahudi literatüründe Hıristiyanlık genellikle Nuhîler statüsünde ele alınmıştır. Klasik Yahudi dünyasında “Müslüman” deyince genellikle Araplar kastedilir. Yahudilerle Araplar arasında amansız bir düşmanlık vardır. Bu düşmanlığın temeli, Hz. İsmail ile Hz. İshak’a dayanmaktadır. Hz. İsmail’e duyulan kin ve olumsuz düşünceler, onun soyu olan Araplara ve daha sonra Müslümanlara da yöneltilmiştir. Yahudi bilginler, doktrin ve gelenek bakımından İslam’ı Yahudiliğe daha yakın bulmaktadırlar.

Hıristiyanlıkta, bu dine mensup olmayanlar, Yahudilikte olduğu gibi (Bney Noah, Putperest) çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmamış ve herhangi bir özel isimle isimlendirilmemiştir. Ancak Hıristiyan olmayanların tamamını ifade babında genel bir kavram olarak Yeni Ahit’te, “dışarıda kalan”, “diğerleri” anlamındaki “hoi eixo” tabiri kullanılmıştır. Bu kavramın, Hıristiyan olmayanların tamamını içine alacak şekilde geniş bir anlama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Hıristiyanlıkta, Hıristiyan olmayanlar için kullanılan bir kavram da “Tanrı’nın halkı” tabiridir.

Hıristiyanlık, her ne kadar Yahudiliğin geçersizliğini, Yahudilerin seçilmişliğinin kiliseye geçtiğini iddia etse de Yahudi kutsal metinlerini kendi kutsal metinleri olarak görmekte ve Yahudilere “Tanrı’nın evrensel kurtuluş planı”nda rol vermektedir. İlk dönemde Yahudilerin İsa’ya ve onun öğretilerine karşı şiddetli muhalefet göstermeleri, Yahudiliğe ve Yahudilere karşı olumsuz bir havanın doğmasına yol açmıştır. Hıristiyanların Yahudiliğe ve Yahudilere karşı bu baskıcı tutumu, bütün şiddetiyle II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etmiştir. II. Dünya Savaşı’nda altı milyona yakın Yahudi’nin ölümü kilisede yankı uyandırmış, Yahudilere karşı olumlu bir ilgiyi doğurmuştur.

Hıristiyanlığın İslam’a ve Müslümanlara bakışı, Yahudiliğe ve Yahudilere bakışından farklılık gösterir. Bunun nedeni, Hıristiyanlıkla İslam arasında tarihsel bir bağın bulunmamasıdır. İslam’ın ilk ortaya çıktığı dönemden itibaren Orta Çağ boyunca Yahudilerden ve Hıristiyanlardan, İslâm’ın hem geçersizliğini hem de Hz. İbrahim’in dini ve varisi olmadığını ispatlamaya yönelik, ya İshak-İsmail ya da Hz. Muhammed üzerinden birtakım iddia ve görüşler ortaya atılmıştır.

Hıristiyanların Müslümanlarla ilk teması, Hz. Muhammed’in İslam’ı tebliğ ettiği dönemlere kadar geriye gitmektedir. Ancak, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında ciddi sıcak tartışmalar, İslam’ın Yunanca konuşan Hıristiyanların topraklarına girmesiyle başlamıştır. Müslümanlar, onlar için bir korku vasıtası olmuştur. Hz. Muhammed’in adından bozulma bir kelime olarak “Mahound”, Hıristiyan halk arasında şeytanla bir tutulmuştur.

Hıristiyanlık ve İslam arasındaki ilişkilerin tarihteki en acı örneğini oluşturan Haçlı Seferleri, bu iki din arasında asırlarca devam eden pek çok çatışma ve mücadelenin de kaynağını oluşturmuştur.

II. Vatikan Konsili’nde yayımlanan Nostra Aetate (Günümüzde) başlığını taşıyan deklarasyonun İslam’la ilgili bölümünde İslamiyet’ten ilk defa resmen bir din olarak söz edilmiş ve olumlu ifadeler kullanılmıştır.

İslam, inanç açısından insanları genel bir şemsiye olarak "inananlar” ve "inanmayanlar” diye iki gruba ayırır. Kur'an'ın getirdiği mesajı kabul eden, Allah’a inanan ve ona teslim olanlar, "mü'min” ve "müslim” kelimeleriyle isimlendirilir. İslam literatüründe, İslam'a inanmayan diğer bütün dinî grupları içine alan bir terim olarak “gayrimüslim” terkibi kullanılır. İnançları bakımından gayrimüslimler; “Ehl-i Kitap”, yani “vahye dayalı bir kitap sahibi olanlar”, “kitap sahibi olup olmadıklarında şüphe bulunanlar” ve “diğer inanç sahipleri” olmak üzere üç gruba ayrılır.

Ehl-i Kitab'a dâhil olanları belirlemede ihtilaflar bulunsa da, yaygın kanaate göre Kur'an'daki Ehl-i Kitap tabiriyle Yahudiler ve Hıristiyanlar kastedilir. İslam, Ehl-i Kitab'a yani Yahudilere ve Hıristiyanlara özel bir önem verir, onları müşriklerden ayrı değerlendirir. Kur’an’da Yahudilere ve Hristiyanlara yönelik çok ciddi eleştiriler yer almaktadır. Yahudilere yönelik eleştiriler; nimete şükürsüzlükleri, dinî hükümlere hakkıyla uymamaları, peygamberlerine iyi davranmamaları, Allah'a verdikleri sözleri tutmamaları, ahdi bozmaları, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları, çıkarları uğruna gerçeklere yüz çevirmeleri gibi konular üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hristiyanlara yönelik eleştirilerin başında ise teslis inancı, Hz. İsa’ya “Tanrı oğlu” demeleri, Allah’a verdikleri sözü tutmamaları, İncil’in buyruklarına uymamaları ve ruhbanlar türetmeleri gibi konular yer almaktadır.