Kronik Rahatsızlıkların Tedavisinde Destekleyici Rolüyle Egzersiz

Günümüzde kronik hastalıklar kalp dolaşım sistemi, sindirim sistemi, endokrin sistem, solunum sistemi, sinir sistemi, immün sistem ve kas iskelet sistemi üzerinde ciddi tahribatlar yaratacak boyuta ulaşarak insan hayatını olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu konu üzerine on yıllardır çalışan bilim insanları sanayi devrimi ve teknolojik gelişmeler nedeniyle ortaya çıkan hareketsiz yaşam koşullarının aşılabilmesi için düzenli fiziksel aktivite, egzersiz ve sporun kullanılması gerektiği üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Esasen bu yeni bir buluş değil, insanlığı sanayi devrimi öncesindeki fiziksel anlamda hareketli yaşam tarzına kısmen de olsa geri döndürme çabasıdır. Bu yolla sistemik kronik hastalıkların insanlar üzerinde yarattığı olumsuz etkileri azaltabilmesi amaçlanmaktadır. Başka bir amaç ise sağlıklı insanlara düzenli fiziksel aktivite, egzersiz ve spor yapma alışkanlığı kazandırarak bu kronik hastalıklara yakalanmalarını önlemektir. Kronik rahatsızlıklar tüm dünyada ülke ekonomilerine çok ciddi maddi yükler getirmektedir. Hastane, tedavi ve ilaç maliyetleri gibi doğrudan mali yüklerin yanında iş gücü kaybı, halk sağlığında gerileme, psikolojik sorunlar, toplumsal ve sosyolojik olumsuzluklar dikkate alındığında kronik rahatsızlıkları önlemede ve tedavi süreçlerinde fiziksel aktivite ve egzersizin çok önemli bir araç olarak kullanılması gerektiği düşünülebilir. Kronik hastalıkların neden olduğu engellilik ve erken ölümler sonucunda ülkede iş gücü açısından üretkenliğin olumsuz yönde ciddi şekilde etkilendiği belirtilmiştir. Bu durumun dünyada olduğu gibi ülkemizde de sosyo ekonomik kalkınma üzerinde olumsuz etki yarattığı belirtilmektedir. Bu kronik hastalıkların Türkiye'nin sağlık ve ekonomi bakımından kalkınmasına karşı önemli bir tehdit olduğu değerlendirilmektedir. Bu hastalıklarla mücadele için daha fazla yatırım yapılması gerekmektedir. Son yıllarda bir dizi kronik hastalığın tedavisinde fiziksel aktivite ve egzersizin önemine ilişkin önemli bilgiler elde edilmiştir. Birçok kaynakta insülin direnci, Tip 2 diyabet, dislipidemi, obezite gibi metabolik sendromla ilişkili hastalıkların, hipertansiyon, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, koroner kalp hastalığı, kronik kalp yetmezliği gibi kalp ve akciğer hastalıklarının, osteoartrit, romatoid artrit, osteoporoz, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu gibi kas, kemik ve eklem hastalıkları ve kanserin düzenli fiziksel aktivite ve egzersizle büyük oranda engellenebileceği gösterilmiştir. Ancak her hastalık için, egzersiz uygulamasının hasta üzerindeki olası etkilerini dikkatlice gözden geçirmek gerekmektedir. Teşhise özgü semptomlar, fiziksel uygunluk veya genel bedensel güç ve yaşam kalitesi bağlamında muhtemel etki mekanizmaları detaylı bir şekilde incelenmelidir. Egzersizin yardımcı bir tedavi uygulaması olarak reçete edilmesiyle ilgili prensipler, egzersizin türü ve miktarı ile olası yan etkilerine odaklanılarak, sağlık ekibi tarafından tartışılmalı ve hasta için en uygun koşullar ve uygulama prensipleri ortaya konmalıdır. Zira yanlış uygulamalar nedeniyle hasta egzersizden faydadan çok zarar görebilir. Bu nedenle hastaya ve koşullarına en uygun egzersiz faaliyetlerini organize etmek amacıyla egzersiz reçetesi kavramı ortaya atılmıştır. Egzersiz reçetesi herhangi bir hastalık teşhisi almış kişinin bireysel özelliklerine ve hastalığının türüne ve durumuna göre egzersiz planlamasının yapılmasıdır. Nasıl ki bir doktor herhangi bir ilacı hastaya özel yazıyorsa, egzersiz planlamasının da hastaya özel reçete edilmesi uygulaması yaygınlık kazanmıştır Bu sayede her hastanın diğer hastalardan farklı olan ihtiyacına göre egzersiz planlaması yapılmakta ve hastalığına özgü özellikler de dikkate alınarak egzersizden maksimum fayda sağlaması amaçlanmaktadır.