Egzersiz Davranış Teori ve Modelleri
Giriş
Yaşam boyu spor, yaşam boyu aktif olmayı içeren bir kavram olarak tanımlanabilir. Hareket etmenin değeri, insanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar önemsenmiş ve sağlıklı olmak ile ilişkilendirilmiştir. Sağlıklı olmak, sağlıklı yaşlanmak, dinç, enerjik ve iyi olmak kavramları ise günümüzde hiç olmadığı kadar popüler hale gelmiştir. Günümüzün teknolojik gelişmeleri, makineleşme, aşırı sigara ve alkol tüketimi, iş yaşamına ayrılan yoğun zaman, uyku ve besin kalitesindeki azalma, stres ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerden dolayı, insanlar uzun yaşamın zorlaşacağını daha çok düşünmekte ve bu yüzden bazı önlemler almaya çalışmaktadırlar. Bu önlemler çocukluk yıllarından başlayıp yaşam boyu sürdürülebilir olduğunda ise çok daha etkili bir müdahale halini almaktadır.
Temel Kavramlar
Yaşam boyu spor, yaşam boyu yapılacak aktiviteler içinde olmayı içerir. Aktif yaşam kavramını da kapsayan yaşam boyu spor, yaşın gerektirdiği kapasiteye göre egzersizin yoğunluğunu düzenlemeyi gerekli kılarak, kişinin tüm yaşamı boyunca aktif ve hareketli olmasından dolayı ruhsal ve bedensel olarak iyilik hali elde etmesi olarak tanımlanabilir.
Fizikse Aktiviteyi Sürdürme Modeli -FASM
Bu model, diğer modellerden farklı olarak, fiziksel aktiviteyi sürdürmeye, fiziksel aktiviteyi engelleyen ve destekleyen durumlara ve fiziksel aktivitenin sürdürülmesi için bireysel ve çevresel faktörlere odaklanır. Bu modele göre fiziksel aktivite aktif bir süreçtir ve fiziksel aktiviteye bağlılık için kullanılan bireylerin kullandıkları strateji ve teknikleri içerir.
Sağlık İnanç Modeli -SİM
Bu model, bireylerin sağlık davranışlarının inanç, değer ve tutumlarından etkilendiğini belirtmektedir. Bireyin sağlıkla ilgili davranışları; sağlığına verdiği değer, hastalık ve hastalığın sonuçlarına ilişkin inançlarından etkilenir (akt., Gözüm ve Çapık). Örnek vermek gerekirse, kalp hastası olmaktan çekinen birisi, kalp hastalığının olumsuz sonuçlarını yaşamaktansa, tüm engelleri aşarak kalp hastası olmamak için davranış içerisinde olacaktır.
Planlanmış Davranış Teorisi -PDT
Teori, insanların bir davranışı gerçekleştirmeden önce, alternatif davranışların sonuçlarını hesaba kattığını ve en arzu edilir sonuçları doğuracak davranışları tercih ettiğini öne sürmektedir. Planlanmış Davranış Teorisi’ne göre bir davranışı gerçekleştirme niyetiyle bu davranışın gerçekleştirilmesi fazlasıyla bağlantılıdır (Bulduk ve ark.,2015). Buna göre PDT, davranışın olabilmesi için niyetin olup olmadığıyla ilgilenir ve davranışların buna göre olacağını belirtir. Örneğin bir kişi egzersiz yapmaya eğilimli (davranışa yönelik tutum), kişinin çevresinin (insanlar yada kurumlar) egzersiz yapmayı destekliyorsa (özel norm), kişinin egzersizin üstesinde gelebileceği bir şey olacağını düşünmesi (algılanan davranış kontrolü) durumlarının olmasının, bunlara sahip olmayan kişilere göre egzersiz yapmasının daha olası olacağını belirtmektedir.
Transteoretik Model -TM
Daha çok bireyin kendisine odaklanan model, davranış değişikliğinde bireyin isteğinin önemi üzerinde durmaktadır. Yani bireyin, bir sorunun varlığından haberdar olduğu andan itibaren, zaman içinde sorunlu davranışının farklılaştığı ve yeni olumlu sağlık davranışının devam ettirildiği noktaya kadarki değişiminin tüm akışını kapsayan ve ifade eden bir modeldir (Kafalı, 2009).
Egzersize yönelik davranış değişikliği için de önemli sayılan model (Spencer ve ark., 2006), kişinin karar verme süreçlerinde, kişinin davranış değişikliğinin (değişimin) artı ve eksilerini değerlendirme süreci sonucunda bir değişiklik olacağını belirtir.
Sosyal -Bilişsel Model
Albert Bandura’nın Sosyal Bilişsel Kuramı, insanın öğrenmelerinin yalnızca bilişsel değil sosyal süreçlerden de etkilendiğini ifade eder. Kuram aynı zamanda gözlem yoluyla öğrenme olarak da ifade edildiğinden, insanın içinde bulunduğu, gözlemlediği ve hatta bilinçsiz olarak dahil olduğu çevrenin insanı etkilemesinin mümkün olduğunu söylemektedir. Yani öğrenme süreçlerinde etkileşim, gözlem ve taklidin önemini vurgulayarak, başkalarının davranışını gözlemlemenin insan davranışlarında değişime (öğrenmeye) neden olabileceğine açıklık getirmeye çalışır. Bandura burada; insanın sosyalleşme sürecinde, öğrenmenin önemli bir payı olduğu düşüncesinden yola çıkmakta, bireylerin başkalarının deneyimlerini gözlemleyerek de birçok şeyi öğrenebileceğini iddia etmektedir (akt. Tatlıoğlu, 2021).
Öz belirleme/Hür İrade Kuramı
Kuram, bireyin güdülenme süreçlerinin davranışı belirleyen önemli bir faktör olduğunu ileri sürer . Güdülenmenin türü, burada anahtar roldedir. Yani içsel güdülenme, dışsal güdülenmeme ve güdülenmeme’dir. Bu güdülenmeler de, temel psikolojik gereksinimlerle ilişkilidir. Deci ve Ryan (2002) tarafından insanın “özerklik, yetkinlik ve bağlılık” gereksinimleri olarak ifade edilen temel psikolojik gereksinimlerinin tatmin edilmesinin önemli olduğu vurgulanmıştır. Böylelikle bu gereksinimler, sosyal çevre tarafından ne oranda tatmin ediliyor yada destekleniyorsa insanın güdülenmesi üzerinde o denli farklı etkili olacaktır.
Sosyal çevre bu üç psikolojik gereksinimin karşılanmasını sağlarsa, bireyler yeteneklerini daha da geliştirmek için daha çok motive olacaktır. Tersine, sosyal çevre bu ihtiyaçlara karşı düşmanca yaklaşırsa, motive olamama ve geri çekilme ortaya çıkacaktır. Bu temel gereksinimler evrenseldir ve bu temel gereksinimler/ihtiyaçlar daha sonra kültürel ya da gelişimsel olarak edinilmiş içsel insan gereksinimleridir. Buna göre öz belirleme kuramına göre temel psikolojik ihtiyaçların karşılanması içsel güdülenme ile hareket etmeyi arttırmakta ancak içsel güdülenmenin sürdürülmesi sosyal çevreye bağlı olmaktadır.
Sonuç olarak insan sosyal bir varlıktır ve b irey, içinde bulunduğu sosyal çevre tarafından desteklenmelidir (Kindap Tepe ve ark., 2020).