Vergi Hukukunun Anayasal İlkeleri

Demokratik toplumlardaki gelişmeler sonucunda ortaya çıkan temel ilke, vergilendirme yetkisinin halk tarafından seçilmiş meclislere ait olması şeklindedir.

Vergilerin Kanuniliği İlkesi

Kanunilik ilkesi, vergilerin ancak kanunla konulabileceğini, kanun dışındaki düzenlemelerle vergi yükümlülüğü getirilemeyeceğini ifade eder. Vergilerin kanuniliği ilkesinin bir sonucu olarak vergi doğuran olayların açık ve şüpheye yer vermeyecek bir şekilde belirtilmesi gerekir.

Vergilerin kanuniliği ilkesinin boyutları

Vergilendirme işlemleri aktif vergi süjesi olan devletle pasif vergi süjesi olan vergi ödevlileri arasında cereyan eder. Bu bakımdan yasasız vergi olmaz anlamına gelen vergilerin kanuniliği ilkesi, gerek devlet gerekse vergi ödevlisi durumunda olan vergi mükellefi ve sorumlusu açısından farklı boyutlara sahiptir. Bu boyutları da vergilerin kanuniliği ilkesinin birey ve devlet boyutu çerçevesinde ele alınması mümkündür.

Vergilerin kanuniliği ilkesinin devlet boyutu

Vergilerin kanuniliği ilkesinin devlet boyutu; verginin alınmasının zorunluluğu ve verginin hukuki zorla alınması çerçevesinde ele alınabilir.

1. Verginin alınmasının zorunluluğu: Vergiler devlet ve/veya yetki verilmiş idareler tarafından kamu hizmet finansmanı için alınan iktisadi değerlerdir.

2. Verginin hukuki zorla alınması: Vergi gerçek ve tüzel kişilerden hukuki zor altında alınan iktisadi değerlerdir. Bu duruma vergilerin cebriliği unsuru da denmektedir.

Vergilerin kanuniliği ilkesinin birey boyutu

Vergilerin kanuniliği ilkesinin birey boyutu; temsilsiz vergi olmaz, kanunsuz vergi olmaz ve vergilerin belirgin olması çerçevesinde ele alınabilir.

1. Temsilsiz vergi olmaz: Vergi yükümlüleri, seçmiş oldukları milletvekilleri tarafından parlamentoda temsil edilmektedir.

2. Kanunsuz vergi olmaz: Temsilin göstergesi yani fiziki çıktısı yasal düzenlemelerdir. Bu bakımdan vergi, hukuksal bir tasarruf olarak şeklî ve maddi olarak yalnızca kanun ile öngörülebilir.

3. Vergilerin belirgin olması: Vergilerin öngörülebilir olması anlamına da gelen bu ilkeye göre; vergi kanunlarının belirsizliğe yer vermeyecek şekilde açık, anlaşılır ve kesin olması gerekir ve bu çerçevede de ilgili vergi kanunlarının ihtiva etmesi gereken tüm esasları kesin hükme bağlamış olması gerekir.

Vergi Kanunları ve Vergilendirme İşlemlerinin Hukuk Devleti İlkesine Uygunluğu

Bir hukuk devletinde, devlet vergilendirme yetkisini keyfi bir şekilde değil, hukuk kuralları çerçevesinde kullanmak zorundadır. Vergi kanunlarının ve işlemlerinin hukuk devleti ilkesine uygunluğunu; kanuni idare ilkesi, genel ve eşitlik ilkesi, vergilendirmede temel hak ve hürriyetler açısından sınırlandırmalar ve hak arama hürriyeti ve yargısal denetim çerçevesinde irdelemek mümkündür.

Kanuni idare ilkesi: Kanuni idare ilkesi, idarenin hem vergilendirmeye ilişkin işlemlerini kanunlara uygun olarak yapmasını hem de anayasaya, içtihadı birleştirme kararlarına, uluslararası vergi antlaşmalarına ve yürütmenin düzenleyici işlemlerine uygun olarak davranmasını da kapsamaktadır.

Genellik ve Eşitlik İlkesi: Vergilendirmede genellik ilkesi, bir toplumda yaşayan herkesin mali gücüne göre vergi yükümlüsü olması anlamına gelir. Dikey eşitlik ilkesi vergilendirmede benzer durumlarda ve şartlarda olan kişilere aynı, farklı durum ve şartlarda olan kimselere de farklı muamele yapılmasını ifade eder. Genellik ilkesi, kanun önünde eşitlik ilkesi yani yatay eşitlik ile çakışmaktadır.

Vergilendirmede Temel Hak ve Hürriyetler Açısından Sınırlandırmalar

Devlet, vergilendirme aracılığıyla mali kaynak sağlarken ve ekonomiye müdahalede bulunurken kişilerin temel hak ve hürriyetlerini de sınırlandırır. Hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ölçüsüz ve aşırı şekilde yapılacak olursa; vergiler kanunla düzenlenseler dahi bu hak ve hürriyetler de kullanılamaz bir duruma gelebilir.

Hak Arama Hürriyeti ve Yargısal Denetim

Kişilerin hukuk devleti ilkesi ve buna bağlı ilkelerin sağladığı güvencelerden tam olarak yararlanabilmesi için idari ve yargısal yollara başvurma imkânına sahip olması gerekir. Vergi Kanunlarının anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi Anayasa Mahkemesince, idarenin vergilendirme işlemlerinin yargısal denetimi ise vergi mahkemesi, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay tarafından yerine getirilmektedir.

Sosyal Devlet İlkesinin Vergi Hukukundaki Görünümü

Sosyal devlet ilkesi, ekonomik açıdan güçsüz ve mali imkânları yetersiz olan fertleri korumak ve onların normal bir hayat seviyesine ulaşmasını sağlamak amacıyla ortaya atılmıştır. Sosyal devlette vergilendirmede eşitlik ilkesi hukuk devletinin kanun önünde eşitlik ilkesinden nitelik olarak farklı olup, onu da aşan geniş bir anlama sahiptir.

Mali güce göre vergilendirmede kişilerin ekonomik ve kişisel durumları göz önünde tutularak vergilendirme yapılır. Mali güce göre vergilendirme en az geçim indirimi, ayırma kuramı, artan oranlı vergi tarifeleri, sosyal amaçlı vergi muafiyet ve istisnaları gibi tedbirlerin uygulanması suretiyle gerçekleştirilmeye çalışılır.

Mali güce göre vergilendirmenin yapılabilmesi için kullanılan tedbirler

1. En az geçim indirimi: Vergi adaletini sağlamak amacıyla geliştirmiş tedbirlerden biri olan en az geçim indirimi; vergi yükümlüsünün şahsi ve ailevi durumunun dikkate alınmak suretiyle verginin belirli bir kısmının vergi dışında bırakılmasıdır.

2. Ayırma kuramı: Gelirin emekten mi yoksa sermayeden mi elde edildiği göz önünde bulundurulmakta ve buna bağlı olarak sermayeden elde edilen gelirler emekten elde edilen gelirlere göre daha fazla vergilendirilmektedir.

3. Artan oranlı vergi tarifeleri: Eşitlik ilkesi çerçevesinde vergi adaletini sağlamaya yönelik modern vergicilikte uygulanan bir yöntem olan artan oranı vergi tarifesi, vergi matrahı arttıkça vergi oranının da arttığı tarife türüdür. Bu sayede basit anlatımla az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmaktadır.

4. Vergi muafiyet ve istisnaları: Muafiyet; vergi yükümlüsünün vergi kanunlarındaki özel hükümlere göre vergi dışı bırakılmasıdır. İstisna; verginin konusunun sürekli veya geçici olarak vergi dışı bırakılmasıdır.