Uluslararası Bankacılık

II. Dünya Savaşından sonra dünya ekonomisinde görülen bütünleşmeye yönelik eğilimleri bankacılık faaliyetlerinde de küreselleşme yönünde hızlı gelişmelere yol açmıştır.

Banka, likidite ve sermaye ihtiyacını göz önünde tutarak, mevduat kabul eden, fon toplayan ve söz konusu bu kaynakları şahıslara ve devlete (devlet tahvilleri ve hazine bonoları yoluyla) kısa ve uzun vadeli olarak aktaran, kâr maksimizasyonunu amaç edinmiş bir finansal aracıdır.

Bankaları bir nevi işletme olarak da nitelendirmek mümkündür. Bankalar belirli bir sermaye ile kurulmuş, belirlenen amaçlara göre örgütlenmiş, bazı hizmetleri yerine getirerek gelir sağlayan, hissedarları, borçluları ve alacaklıları olan bir işletmedir.

Uluslararası bankacılığın doğuşu ve gelişimiyle uluslararası işletmeciliğin yaygınlaşması arasında çok yakın bir ilişki vardır. Gelişme sürecinin ilk aşamasında bankalar uluslararası faaliyetlerini kendi ülkelerinden yürütmüşlerdir.

Yakın tarihteki bankacılık sisteminin gelişmesine bakacak olursak; 1950'li yıllarda ,uluslararası bankacılığın gelişmesinde önemli rol oynayan ve finansal aracılık merkezlerinden olan “Euro -Dolar” piyasası oluşmaya başlamıştır. Bu gelişmelere paralel olarak, çeşitli ülkelerin uluslararası bankaları arasındaki birlik ve dayanışma da kurumsallaşmaya başlamıştır. 1945 yılından itibaren ABD bankaları uluslararası bankacılığın itici gücünü oluşturmuştur. Banka birleşmeleri, uluslararası iş ilişkilerini takiben yabancı ülkelerde şube açma ve doğrudan yatırım yapma konularının önünü açmıştır.

1960’lı yıllarda ABD bankalarının uluslararası finansal piyasalarda bir atılım yapmasında “Doların uluslararası para olması”, “Çokuluslu ABD firmalarının dış ülkelerdeki yatırımlarında önemli artış olması” ve “ABD bankalarında vadeli mevduatların ve mevduat sertifikalarının azalması karşısında ABD bankaları kaybettikleri euro dolarlarını muhabir bankalarına yatırmalarını teşvik ederek telafi etme yolunu seçmiş olmaları” etkin olmuştur.

1973 yılı sonunda petrol fiyatlarında meydana gelen dört kat artış petrol üreten ülkelerin önemli dış ödemeleri fazlasıyla karşılamalarına neden olmuştur. Bu durum uluslararası finans piyasalarında petro-dolarları kendilerine çekmeye yönelik rekabetin başlamasına neden olmuştur. Paris, Frankfurt, Caraib, Uzak Doğu piyasalarında önemli gelişmeler olmuştur.

1980’li yıllardan itibaren küreselleşme olgusunun ivme kazanması bankaların uluslararasılaşmasında bir başka önemli etkendir. Bu durum karşısında uluslararası bankaların kendi ülkelerinde ilk yeni ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Ayrıca bu yıllarda senet piyasalarından sağlanan finansman, banka kredileriyle finansmanla büyük bir rekabet içine girmiştir. Böylece özel finansal sistemin yapısı zenginleşmiş ve farklılaşmıştır.

Artan rekabet koşulları, çokuluslu şirket etkinliğinin hızlı artışı, finansal küreselleşme, finansal serbestleşme, ekonomik entegrasyonlar, özelleştirme ve bankaların kurumsal yönetime verdikleri önem ve özellikle hizmet maliyetlerindeki azalışların 2000’li yıllara damgasını vurduğunu görmekteyiz.

Uluslararası bankacılığın çalışma sistemi içinde, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) gibi uluslararası finans kurumlarının finansal konularda merkez bankalarıyla (MB) işbirliğine girdikleri görülmektedir. Merkez bankaları da ülkelerindeki ticari bankalarla ilişki düzeyini giderek artırmışlardır. Likidite ihtiyacında olanlar bunu uluslararası finans kurumlarından, ticari bankalardan ve toptancı işlem yapan bankalardan karşılamaktadırlar.