Toplumsal Ve Kültürel Yapının Değişimindeki Görünümlerinden Kentleşme
Sosyologların bir çoğu şehir ve kent yaşamıyla ilgilenmişlerdir.
G. Simmel ve F. Tönnies’in çalışmaları kent sosyolojisine ilk önemli katkıyı yapmıştır.
Daha sonra başta Robert Park, Ernest Burgess ve Louis Wirth olmak üzere 1920’lerden 1940’lara kadar Chicago Üniversitesine bağlı olan bazı yazarlar, uzun yıllar kent sosyolojisi kuramlarının ve araştırmalarının temeli olagelmiş fikirler geliştirmişlerdir.
Ülkemizde 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre, genel nüfusun 3/4'ü kırda yaşarken, bunun ancak 1/4'ü kentte yaşamaktadır. 2010 yılı nüfus sayımına göre ise bu oran tamamen tersine dönmüştür.
Kentlerde biriken bu nüfus yoğunluğunu sanayileşmenin doğal bir sonucu olarak görebiliriz. Türkiye’de 1950’li yıllardan sonra başlayan sanayileşme hareketi kırdan kente yoğun bir göç dalgasına neden olmuştur. Yeni sanayi yatırımlarının niteliksiz iş gücü kaynağını kırda yaşayan nüfus oluşturmaktadır. Özellikle ekonomik nedenler başta olmak üzere eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksunluk, olumsuz iklim koşulları, terör, daha iyi bir yaşam umudu gibi nedenler kırdan kente göçe neden olmuştur. Aslında iş gücünün yeniden dağılımı yoluyla verimliliğin arttırılmasında gerekli bir olgu olarak karşımıza çıkan göç, belirli bölge ve illere yöneldiğinde sorunlara yola açmıştır. Bu sorunlar yanlız çarpık kentleşme ile değil, kente göç eden bireylerin kentle bütünleşme sorunlarını da birlikte getirmektedir.
Kentleşme sanayileşme sonucu yaşanan doğal bir değişim sürecidir. Bu değişim modernleşmeyi de birlikte getirir. Değişim yapısal bir değişimi gerektirirken aynı zamanda sosyal bir değişimi de gerekli kılmıştır. Özellikle kırdan kente göç eden nüfusun kentle bütünleşmesinde yaşanan güçlükler, hem göç edenlerin ve hem de öteden beri kentte yaşayanların sorunu olarak iki yönlü bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.