II. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi (1237-1246)

Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, babası Alaeddin Keykubad’ın 1237 yılında beklenmedik bir biçimde vefat etmesinden sonra Sadeddin Köpek öncülüğündeki beyler tarafından Selçuklu tahtına çıkarıldı.

Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahta çıkışından sonraki süreçte devlet idaresi büyük ölçüde Sadeddin Köpek’in kontrolüne geçti.

Sadeddin Köpek, eline geçirdiği gücü kötüye kullanarak kendisine ve politikalarına muhalif olan beyleri ortadan kaldırma yönünde yoğun faaliyetler gösterdi.

Yoğun tepkilerin muhatabı haline gelen Sadeddin, 1238 yılında sefere çıkarak Samsat’ı ele geçirdi. Bu zafer ile elde ettiği itibarı da düşman bellediği beyleri saf dışı bırakmayı sürdürmekle geçirdi.

Gıyaseddin Keyhüsrev’in gayrimeşru oğlu olduğunu iddia ederek Selçuklu tahtında hak iddia eden Sadeddin Köpek, 1238 yılın öldürüldü.

Gıyaseddin Keyhüsrev Gürcü Prensesi Tamara ile evlendi. Harezm beyleri ile Artuklu ve Eyyubi melikleri ile iyi ilişkiler kurdu.

1240 yılında Sultan Gıyaseddin Diyarbakır’ı sulh yoluyla ele geçirdi. Moğollara karşı tedbir almak maksadıyla Erzurum bölgesine askeri birlikler sevk etti. Babaîler İsyanı çıktı.

Selçukluları haddinden fazla meşgul eden ve birçok Selçuklu birliğini mağlup eden Babaîler, içlerinde Frank ve Gürcü ücretli askerlerin yer aldığı Selçuklu ordusu tarafından mağlup edildiler.

1242 yılında Azerbaycan bölgesinden gelerek Anadolu’ya yönelen Moğollar Erzurum’u işgal ettiler. Şehirde büyük bir katliam ve tahribat yaptılar.

Moğollar ile yalnız başına mücadele edemeyeceğinin bilincinde olan Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, onlara karşı hem Artuklu ve Eyyubi melikleri hem de Kilikya Ermenileri ile ittifak anlaşmaları yaptı. Fakat Halep meliki dışında hiçbir müttefiki Selçuklular ile birlikte Moğolların karşısına çıkmadı.

Gürcü, Frank ve Kıpçak ücretli askerlerin de bulunduğu 70 bin kişilik Selçuklu ordusu Kayseri’den hareket ederek Sivas yönünde ilerlemeye başladı. Sivas’ta Halep Meliki tarafından gönderilen 10 bin kişilik birlikle birlikte ordudaki asker sayısı 80 bine çıktı.

Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev kumandasındaki Selçuklular ile Baycu Noyan yönetimindeki Moğollar Kösedağ’da karşı karşıya geldiler. Selçuklu öncü birlikleri Moğollar tarafından ağır bir hezimete uğratıldı. Bunun üzerine başta Sultan ve ileri gelen devlet adamları olmak üzere Selçuklular savaş alanını terk ederek kaçtılar. Sultan Gıyaseddin soluğu Antalya’da aldı. Daha sonra burada da kendisini güvende hissetmeyerek Batı Anadolu’ya, Menderes havzasına yollandı.

Kösedağ’da Selçuklu karargâhını yağmalayan Moğollar batıya doğru ilerleyerek Sivas’ı sulh, Kayseri’yi ise kuşatma yoluyla aldılar. Özellikle Kayseri’de büyük bir katliam ve tahribata imza attılar.

Kösedağ Bozgunu’nun ardından kaçarak Amasya’ya gelen Selçuklu veziri Mühezzibüddin Ali, şehrin kadısı Fahreddin Ali ile birlikte Moğolların ardından giderek Baycu Noyan ile bir araya geldi ve onunla yıllık vergi ödeme karşılığında bir anlaşma yaptı.

Selçuklular daha sonra bu anlaşmayı Moğol Hanı’na onaylatmak için Altınorda Hanı Batu’nun başkenti Saray’a Şemseddin İsfahani’nin başkanlığında bir elçilik heyeti gönderdiler. Han tarafından onaylanan anlaşma ile birlikte Selçuklular en üst seviyeden Moğollara tabi oldular.

Moğol Hanı ile yaptığı anlaşmadan sonra ona minnettar olan sultanın idareyi kendisine bırakmasıyla devletin en güçlü adamı haline gelen Şemseddin İsfahani, 1245 yılında, süreç içerisinde Selçuklulara birçok kez ihanet eden Ermeniler üzerine bir sefer düzenledi. Bölgenin büyük bir kısmını kontrol altına aldı ve Tarsus’u kuşattı.ı)

Şemseddin İsfahani’nin Tarsus kuşatması devam ederken Sultan Gıyaseddin’in ölüm haberi geldi. Vezir Ermenilerle anlaşarak alelacele Konya’ya döndü.

Rivayete göre Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, bir eğlence meclisi esnasında fenalaşarak hayatını kaybetti. Hükümdarlık yapmaya layık biri olmadığı konusunda ittifak edilen Gıyaseddin, henüz otuz yaşına bile gelmemişti.