II. Abdülhamid Döneminde Osmanlı Devleti’nde Yönetim (1876-1908)

Anayasal Gelişimeler

Kânûn-ı Esâsî

1876 yılında ilan edilen ilk Anayasayı, halkın doğrudan iradesi sonucunda ortaya çıkan siyasi bir metin olarak görmek mümkün değildir. Çünkü Anayasa’da, Sultan’ın ve hükûmetinin üstünlüğü devam etmekteydi. Padişah, meclisi feshetme yetkisine sahipti ve Kânûn-ı Esâsî ile de bu yetkisini hukuki bir zemine oturtmuştur.

Meclis-i Mebusan Osmanlı Devleti’nin ilk parlamentosudur. Fakat, halkı tam olarak temsil etmekten uzaktı. Her vilayette bulunan idare meclisi üyelerinden bazıları mebus diye İstanbul’a gönderilmişlerdi.

Osmanlı-Rus Harbi’nin sebep olduğu gelişmelere ve Meclis’in üçte biri gayrimüslimlerden oluştuğu bir ortama rağmen devletin dış siyaseti mecliste açıkça tartışılan konulardan biri olmuştur. Kânûn-ı Esâsî ile ortaya çıkan bu durum, Osmanlı Devleti adına büyük bir devrim niteliği taşımaktadır.

Merkezî Teşkilat

Saray Teşkilatı ve Unsurları

Sultan II. Abdülhamid ise tahta ilk çıktığı yer olan Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılarak, saltanatı süresince Yıldız’daki sarayda oturmuştur.

Bu dönemde Saray, kimi zaman Bâb-ı Âli’ye hükmeden makam, kimi zaman da otoriteyi temsil eden idare merkezi olmuştur.

II. Abdülhamid Devri'nde devletin idaresi Yıldız Sarayı’ndan gerçekleştirildiğinden dolayı burada, sivil ve askerî konularla ilgili işlere bakan 15 daire ve komisyon birimi teşkil edilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid’in yargı mensuplarının bilhassa da hâkimlerin tayinine herhangi bir müdahalede bulunmadığı, bu işi tamamen Adliye Nazırının takdirine bıraktığı ifade edilmelidir.

Mabeyn Müşirliği Dairesi

Bu dairenin esas vazifesi, Cuma günleri ve bayramlarda Padişaha takdim olunan arzuhâllerin incelendikten sonra konusuna göre tasnif edilerek ilgili nezaretlere havale etmekti.

Başkitâbet Dairesi

Sultan ile devletin diğer resmî kurumları arasındaki yazışmaları yapmakla yükümlüydü. Aynı zamanda sarayın dış ülkelerle olan irtibatını da yine bu daire yürütmekteydi. Yapılan tüm yazışmaların kayıtları defterlere kaydedilerek, resmî kurumlardan gelen yazılara padişahın emirleri de eklenerek ilgili birimlere sevk ve tebliğ edilirdi.

Hususî Şifre Dairesi

Başkitâbet’e bağlı görünüyor olmasına karşın bu daire, doğrudan Sultan’ın emrinde ve kontrolünde çalıştığı bilinmektedir.

Mabeyn-i Humayûn Mütercimleri

Yurt dışında yayınlanan gazetelerde önemli görülen haberlerin Türkçeye tercümesi burada görev yapan memurlar tarafından yapılırdı. II. Abdülhamid saltanatı süresince bu birimi kendine bağlayarak yabancı ziyaretçi ve elçilerle yapılan görüşmelerde tercüme işlerini yürütmekle görevlendirmiştir.

Bâb-ı Âli

18. asrın sonunda Paşa Kapısı ve Sadaret Dairesi, nezaretlerin kurulmasından sonra ise “hükûmet” manasında kullanılmıştır. Tanzimat’ın ilan edilmesiyle birlikte tek karar mercii hâline gelmiştir. İç ve dış meselelerle yoğun ve etkili olarak uğraşmıştır. II. Abdülhamid Devri'nde teşkilat yapısında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Sadrazam

Padişahın mutlak vekilidir. II. Abdülhamid devletin tüm idaresini adeta tek elde toplayarak, Sadareti büyük ölçüde etkisiz hâle getirmiştir.

Meclis-i Vükelâ

II. Mahmud Devri'nde kurulan meclis, kabine veya bakanlar kurulu olarak da tavsif ve tarif edilebilir. II. Abdülhamid Devri'nde Çarşamba ve Pazar günleri toplanmıştır. Üyeleri; Şeyhülislam, Serasker, Tophane Müşiri ve nazırlardır.

Meşihat

Meşihatın başı olan şeyhülislamdır. Şeyülislâmın ve Meşihat’ın vazifesi, en üst fetva makamı olarak kendilerine sorulan dinî, siyasi ve idari meselelerde fıkha uygun fetva vermekti.

Nezaretler

Hariciye Nezareti (Umûr-ı Hariciye Nezareti)

Devletin dışilerini yürten makamdır. II. Abdülhamid’in devrin büyük devletleri arasındaki mevcut olan ihtilafları göz önüne alarak izlediği dış politikada etkili bir makam olmuştur.

Dâhiliye Nezareti

Görevleri arasında; casusluk faaliyetlerinin engellenmesi, daha ziyade güvenlik meselelerinden dolayı sancak, kaza, köy statülerinde değişiklikler yapılması, mülkiye memurlarının karşılaştığı sorunların çözülmesi gibi işler vardır.

Adliye Nezareti

II. Abdülhamid’in nispeten kontrolü dışında çalışan ve bağımsızlığını büyük ölçüde koruyan tek ve yegâne nezaret Adliye Nezareti’dir. 1879 tarihli nizamnamesine göre nezarete bağlı olarak “Müsteşarlık” makamı, “Ceza İşleri Müdürlüğü” ve “Hukuk İşleri Müdürlüğü” gibi birimler oluşturulmuştur.

Maliye Nezareti

1838 yılında Umûr-ı Maliye Nezareti adını almıştır. Mali işlerden ve hazineden sorumluydu. diğer görevi ise vergilerin kontrolünü sağlamak ve muhtemel yolsuzlukları önlemekti.

Maarif Nezareti

II. Abdülhamid’in döneminin en önemli kurumlarındandı. Eğitim işlerinden sorumlu kurumdu. II. Abdülhamid Devri'nde yeniden yapılandırılmıştır. İlköğretim, orta öğretim ve yükseköğretim ile ilgili faaliyetler yürüten üç ana daire ile birlikte bir matbaa ve bir de telif ve tercüme daireleri gibi birimler açılmıştır.

Taşra Teşkilatı

Tanzimat Devri'nde yapılan birçok düzenleme devletin yönetim tarzının yeniden şekillenmesine sebep olmuştur. 1864 ve 1871 yıllarında oluşturulan İdare-i Umûmiye-i Vilâyât Nizamnameleri bazı değişikliklere tabi tutuldu. Vilayetleri valiler, sancakları mutasarrıflar, kazaları kaymakamlar ve nahiyeleri müdürler idare etmekteydi. Vali ve mutasarrıflar doğrudan padişah tarafından tayin edilmekte idi. Kaymakamlar dâhiliye nazırı tarafından atanmakta iken, nahiye müdürleri halk tarafından seçilmekte idi.

Abdülhamit’in tahta çıkmasından kısa bir süre önce, 6 Nisan 1876 tarihinde İdare-i Nevahî Nizamnamesi yayınlanmıştır. Nahiyelerle ilgili düzenleme daha ziyade batılıların baskısı sonucu ihdas edildiğinden ve devletin bütünlüğüne bir tehdit olarak görüldüğünden Osmanlı idaresi tarafından pek hoş karşılanmamıştı. Bu sebepten ötürü olsa gerektir ki aynı yılın Aralık ayında kabul edilen Anayasa’nın 1. maddesinde Osmanlı Devlet’inin bölünmez bütünlüğüne kuvvetli bir şekilde vurgu yapılmıştır.