Tasfiye, Birleşme, Devir, Tür Değiştirme, Bölünme Hisse Değişimi Hâllerinde Matrahin Tespiti, Geçici Vergi Uygulamaları ve Yabancı Fon Kazançlarının Vergilendirilmesi
Tasfiye kârı, tasfiye döneminin kurumlar vergisi matrahını oluşturur. Tasfiye döneminin başındaki ve sonundaki servet değeri, kurumun tasfiye dönemi başındaki ve sonundaki bilançosunda gösterilen öz sermayesidir. İşletme hesabı esasına tabi olan kurumların tasfiye kârı ise, tasfiye dönemi içinde elde edilen hâsılat ile yapılan giderler arasındaki farktan tasfiye dönemi başındaki mal mevcudunun değeri çıkarıldıktan sonra kalan kısımdır. Tasfiyenin sona erdiği döneme ilişkin tasfiye beyannamesi, tasfiyenin sonuçlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verildiği için tarh olunan verginin de aynı süre içinde ödenmesi gerekir.
Tasfiye memurları, kurumun tahakkuk etmiş vergileri ile tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergiler ve diğer itirazlı tarhiyatlar için uygun bir karşılık ayırmadan alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma yapamazlar. Aksi takdirde, bu vergilerin asıl ve zamları ile vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar.
Birleşme kârı, birleşilen kuruma devredilen özvarlığa karşılık olarak infisah eden kurumun ortaklarına birleşilen kurum tarafından doğrudan doğruya veya kurum aracılığıyla verilen birleşilen kurumun hisse senetlerinin, varsa ayın, nakit ve kurucu hisse senetlerinin VUK’da öngörülen değerleme ölçülerine göre tespit edilmiş değerleri ile birleşme dönemi başındaki öz sermaye tutarı arasındaki farkı ifade eder. Birleşme kârı, birleşilen kuruma devredilen öz varlığa karşılık olarak infisah eden kurumun ortaklarına birleşilen kurum tarafından doğrudan doğruya veya kurum aracılığıyla verilen birleşilen kurumun hisse senetlerinin, varsa ayın, nakit ve kurucu hisse senetlerinin VUK’da öngörülen değerleme ölçülerine göre tespit edilmiş değerleri ile birleşme dönemi başındaki öz sermaye tutarı arasındaki farkı ifade eder.
Tür değişikliği, mevcut statüleri daha kapsamlı girişimlere imkân vermeyen şirketlerin, sermayelerinin etkinliğini artırmak, kredi limitlerini yükseltmek, kişisel sorumluluk sınırlarını daraltmak gibi nedenlerle başvurdukları bir hukuki şekil değişikliğidir.
Kurumlar vergisi mükellefleri câri vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere, GVK’da belirtilen esaslara göre ve cari dönemin kurumlar vergisi oranında geçici vergi ödemek zorundadırlar. Ayrıca, Türkiye’de ticari ve zirai kazanç elde eden dar mükellefiyete tabi kurumlar da geçici vergi ödemek zorundadır. Geçici vergiye esas kazançların tespitinde kurumlar vergisi mükellefleri, yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmeleri hâlinde yararlanabildikleri tüm indirim ve istisnaları da dikkate alabilirler. İndirim ve istisnalardan yararlanma belli şartlara bağlı ise, bu şartların yerine getirilip getirilmediği, ilgili geçici vergi dönemlerinin son günündeki durumlara göre belirlenir. İstisnadan yararlanma şartlarının kaybedilmesi hâlinde, bu durumun ortaya çıktığı tarihin içinde bulunduğu geçici vergi döneminden itibaren istisna uygulanmaz. Geçici vergiye esas kazançların belirlenmesinde, kurumlar vergisi matrahının tespitinde, mahsubu mümkün olan geçmiş yıl zararları da dikkate alınabilir. Geçici vergi matrahının %10'unu aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tespit edilmesi durumunda, %10'u aşan kısım üzerinden resen veya ikmalen tarhiyat yapılacak, tarh edilen ek vergi için vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi uygulanacaktır. Öte yandan yapılan incelemeler sonucunda bulunan geçici vergi matrah farklarının %10'luk kısmı üzerinden herhangi bir tarhiyat yapılmayacağı için bu durum mükellefe, geçici vergi açısından %10'luk eksik (yanılma payı) beyanda bulunma imkânı vermektedir.