Ticari Kazanç
Gelir Vergisi Kanunu'nun 37. maddesinde ticari kazancın kısa bir tanımı yapılarak özel olarak ticari kazanç sayılan gelirlerin sıralandığı görülmektedir. Anılan maddeye göre “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.”
Ticaret hukuku bakımından ticari işletmenin ayırt edici dört özelliği bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla gelir sağlama amacı, devamlılık, bağımsızlık ve esnaf faaliyeti sınırlarının aşılmasıdır. Bu özellikler de dikkate alındığında ticari faaliyet; emek, sermaye ve girişimin üretim sürecine katılması yoluyla bağımsız karakterde ve devamlılık gösterecek şekilde alım ‐ satım, kiralama, aracılık, hizmet sunumu gibi faaliyetlerin yapılmasıdır. Ancak bu çalışmaların Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen benzer nitelikteki gelir tiplerinden zirai kazanç ya da serbest meslek kazancı kapsamına girmemesi de gerekir. Sınai faaliyet terimi de Eski Türk Ticaret Kanunu’ndan yararlanılmak suretiyle ham madde ya da yarı mamul maddelerin teknik vasıtalarla işlenmesi sonucunda mamul maddeler hâline getirilmesi olarak tanımlanabilir.
Yapılan faaliyetlerin ticari kazancı doğurabilmesi için “devamlılık” özelliğine sahip olması gerekir. Devamlılık ya da süreklilik unsuru, işlemlerin belli bir yoğunlukta tekrarlanması, tesadüfi ve geçici nitelik taşımaması anlamına gelir. Devamlılık unsuru objektif olarak ticari bir organizasyonun varlığı ile tespit edilmektedir.
Gelir Vergisi Kanunu'nda yer alan düzenlemeler incelendiğinde ticari kazancın hesaplanması konusunda iki temel yöntemin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu yöntemler gerçek usul ve basit usul adını taşımaktadır. Gerçek usul, kısaca mükellefin elde ettiği ticari kazancın defter ve belgelere dayalı olarak hesaplanması demektir. Türk vergi sistemine 1998 yılında 4369 sayılı kanunla giren basit usul de aslında gerçek usulün bir uygulama biçimi olarak yorumlanabilir.
Basit usule tabi olan mükelleflerin defter tutma zorunluluğu olmamakla birlikte bu kişiler genel olarak işletme hesabı usulünü uygulamak durumunda olan ikinci sınıf tüccarlarla ilgili hükümlere tabidir.
Gerçek usul bir mükellefin ticari kazancının belgelere ve bu belgeleri kaydettiği defterlere dayalı olarak hesaplanması anlamına gelir. Vergi Usul Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu’nun konuyla ilgili hükümlerinin birlikte incelenmesi sonucunda gerçek usulün kendi içinde bilanço usulü ve işletme hesabı usulü olmak üzere iki alt yöntemden oluştuğu görülmektedir. Bu usulde mükellefler kanunda yer alan kurallara uygun biçimde hangi alt yönteme tabi olduklarına karar vererek bu alt yöntemin gerektirdiği defterleri tutmak zorundadır.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ve 41. maddelerinde gerçek usulde ticari kazancın hesaplanması sırasında işletmenin yaptığı giderlerden hangilerinin kazançtan indirilebileceği, hangilerininse indirilemeyeceği konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak başka bazı kanunlarda da bu konuya ilişkin hükümlerin bulunduğu unutulmamalıdır.
Gelir Vergisi Kanunu'nda ve diğer bazı kanunlarda bu vergi bakımından bir kısım vergi dışı durumlara (istisna ve muafiyet) yer verilmiştir. Örneğin Gelir Vergisi Kanunu’nun “Vergiden Muaf Esnaf” başlıklı 9. maddesinde bazı ticari kazanç sahiplerinin vergi dışında tutulduğu görülmektedir. Yine Kanunda sadece dar mükellefleri ilgilendiren ihracat istisnasına yer verilmişti