Göç ve Çocuk
İnsanlar ebeveynlerini seçemedikleri gibi içine doğdukları toplumu da seçme özgürlüğüne sahip değillerdir. Bu açıdan yaşadıkları toplumda var olan problemlerden bağımsız düşünülemezler. Nitekim içinde yaşanılan toplumdaki problemler insanları çoğu zaman başka yerlere göç etmeye zorlamaktadıİr.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü’ne göre göç, kişinin tek başına ya da gruplar halinde bir devlet sınırları içerisinde ya da sınırları aşarak yapmış olduğu yer değişikliğidir.
Dünya’da Kuzey ile Güney yarım küre arasında her geçen gün artan eşitsizlikler kuvvetle muhtemeldir ki daha fazla insanı yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla göç etmeye zorlayacaktır.
Göç sonrasında yeni yerleşilen ülkedeki kalma süresinin uzatılması, ilk mültecilerin eşlerini ve çocuklarını getirmeleri ya da burada yeni aileler kurmalarına sebep olmaktadır.
Mültecilerin çocukları yeni geldikleri ülkede okula giderek dil öğrenmekte, arkadaşlık ilişkileri geliştirerek kültürlerarası yeni kimlikler geliştirmeye başlamaktadırlar. Bu durum ebeveynlerin anavatanlarına geri dönüş düşüncesi karşısında son derece engelleyici bir faktör olmaktadır.
Erkeklerin esas göçmenler olduğu kadın ve çocukların ise yalnızca bağımlı bireyler olarak algılanması uzun yıllar boyunca göç kanunlarında ve göç çalışmalarında yer edinmiştir
Uzun yıllar boyunca göç hareketliliğinin yetişkin ve erkeklere özgü bir fenomen olduğu kabul edilmekteydi. Ancak tarih boyunca göçten en çok etkilenen gruplar içerisinde kadınlar ve çocuklar yer edinmiştir.
Kadınlar ve çocuklar yalnızca göç sonrasında değil göç kararı alınmadan önce ve göç sürecinde pek çok farklı sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunlar içerisinde öncelikle sağlık sorunları, psikolojik sorunlar, sosyal sorunlar ve eğitim gibi alanlarda çeşitli sorunlar yaşamakta koruma ve desteğe ihtiyaç duymaktadırlar.
Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde eğitim çocuklara tanınan en temel haklardan biridir. Sözleşmeye taraf ülkelerin anayasaları doğrultusunda çocuklara yönelik eğitim hizmetleri ücretsiz olarak sunulmalıdır. Bu açıdan göçmen çocukların anavatanlarında yaşanan krizler nedeniyle çoğunlukla eğitim hakkından mahrum kalmaktadırlar.
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), 1989 tarihinde kabul edilmiştir. Buna göre on sekiz yaşın altındaki herkes; ırkı, dini ya da yetenekleri gözetilmeden, düşünceleri, ifadeleri ve aileleri fark etmeksizin bu haklara sahiptir.
Çocukların yaşam hakkı, kötü muameleye karşı korunma hakkı ve gelişim hakkı gibi temel hakların yanı sıra eğitim alma ve her türlü şiddet ve istismardan korunma hakları bulunmaktadır.
Göç süreci devam ederken büyüme ve gelişme çağında bulunan çocukların, ebeveynlerine olan bağlılıkları, fiziksel olarak ve bilişsel olarak yetersiz olmalarından dolayı da savunmasız ve ihtiyaç duyan bireyler olmaları, çocukları göç sürecinden en fazla olumsuz etkilenen grup haline getirmektedir.
Göç kapsamında ilgi çeken konulardan bir diğeri ise göçmenlerin entegrasyonu ya da asimilasyonlarıdır.
Çocukların yeni ülkenin dilini öğrenme konusundaki yatkınlıkları ve uyum becerileri sosyalizasyon sürecindeki etkileşimleriyle şekillenmektedir. Bu açıdan göç politikasının merkezinde çocuklar bulunurken; göçmen çocuklara yönelik politikaların merkezinde ise eğitim sistemi bulunmaktadır.