Çocuk, Medya ve Farklı Kültürler
Bazı toplumlarda çocukların eğitimle birlikte insan olduğuna dair genel bir anlayış kabul görmektedir. Bu yaklaşımın kökeninde çocuk olmanın eksiliğine ilişkin yetişkince bir vurgu bulunmaktadır. Öyle ki, çocuğu bilgisiz, eksik, bağımlı ve eğitimsiz olarak gören yetişkince anlayışa göre çocuklar ancak eğitilerek yetişkinlerin dünyasına dâhil olabilmektedirler. Yetişkinlerin gözünden çocukların genel itibariyle pek itibarlı bir sosyal statüsü olmadığı gerçeği çocuklara dair yaklaşımlarda ve söylemlerde kendini kolayca ele verebilmektedir.
Çocuk ve çocukluk kavramları birbirinden farklı iki terim olarak değerlendirilmelidir. Uzun yıllar boyunca bu iki kavramın birbirleri yerine kullanılması büyük yanlışlıklara ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiştir. Çocuk kavramı ya bir evlât, ya da bir toplumda yetişkinlerle aynı ölçüde tam bir ekonomik ve hukuksal statü kazanamamış birisini tanımlamaktadır.
Tarih boyunca farklı medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapan Mezopotamya, Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasında pek çok farklı toplum, inanç ve kültür biçimleri var olmuştur. Bu durum aynı mekânda farklı zamanlarda birbirinden farklılaşan çocukluk tanımlarına işaret etmektedir.
Ariès’in sarsıcı iddiasına göre çocukluk biyolojik bir kurgu olmanın ötesinde sosyal ve kültürel bir inşadır. Bu çerçevede çocukluğun kültürel bir kurgu olması evrensel bir çocukluk tahayyülünü imkânsız kılmaktadır. Modern çocukluk anlayışı, on sekizinci yüzyıl aydınlanma düşüncesi etrafında Rousseau ve Locke’un düşüncelerinden önemli ölçüde etkilenmiştir. Hıristiyanlık içerisinde Katoliklerin ilk günah inancına meydan okuyan John Locke, çocukların suçlu ve günahkâr olduğu anlayışını reddetmiştir. Locke’a göre çocuklar doğuştan tabula rasa biçiminde boş bir zihinle dünyaya gelmektedirler. Çocukların zihinleri zaman içerisinde ebeveynleri ve öğretmenleri tarafından doldurulmaktadır. J. J. Rousseau ise yetişkinlerden farklı ve kendine özgü nitelikleri olan romantik bir çocukluk anlayışı geliştirmiştir.
Günümüz modern toplumlarında medyanın önemli bir güç olduğu hiç tartışmasız kabul gören bir yaklaşımdır. Öyle ki kitle iletişim araçları toplumsal kontrol ve değişim için oldukça kritik araçlara dönüşürken bu durum medyayı bir iktidar-güç aracı haline getirmektedir. Günümüzde yasama, yürütme ve yargıdan sonraki en etkili dördüncü kuvvetin medya olduğu hatta gün geçtikçe birinci güç haline gelmeye başladığı iddia edilmektedir.
Medya bilgiyi üretme ve dağıtma görevine sahip olduğu gibi kişilere, kurumlara, olay ve olgulara ilişkin temsiller üreten önemli bir araçtır. Medyada temsil üretme son derece kritik bir görevdir. Öyle ki, neyin temsilinin üretileceği ve nasıl sunulacağı son derece önemlidir.
Çocukların medya içeriklerindeki temsil edilme biçimleri ya da göz ardı edilmeleri toplumdaki çocukluk algısı, çocukluğa bakış ve hatta çocuklar adına alınacak kararlar üzerinde bile etkili olabilmektedir. Bu sebeple medyada çocukların temsili son derece önemli bir konudur. Genel olarak medya içeriklerinde çocuk temsilleri incelendiği zaman yetişkinler kadar yer edinmedikleri tespit edilmiştir. Haberlere konu olduklarında ise şiddetin ya da kazanın mağduru biçiminde pasif birer “kurban” biçiminde sunulduğu görülmektedir.