Çocukluk Tarihi Atatürk

Çocuk, her insan gibi biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlıktır. Onun tutum ve davranışlarının arkasında bu üç alan etkili olmaktadır. Geçmişten günümüze çocukluk üzerine yapılan çalışmalar, onun sadece biyolojik bir varlık olmadığı bunun yanı sıra toplumsal bir kurgu olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Dünya değişen dönemlerinde ve farklı toplumlarında bir birinden ayrışan bir çocuk tanımı, çocukluk algısı ve yaşantısının varlığı bu düşünceyi güçlendirmektedir. Çocuğa ilişkin tarihsel ve toplumsal okumalar, onun evrensel ve değişmez bir gerçeklikten uzak bir süreç ve olgu olduğunu göstermektedir. Nitekim bakıldığında antik dönemde çocuğu ifade edecek özel bir kavramın olmaması, çocuğun alınıp satılacak, köle olarak çalıştırılacak bir pozisyondayken; onları birbirinden ayıracak bir isme bile sahip değilken; kundaktan çıkıp birden bire yetişkinliğe kavuşan bir varlık olarak görülüp, yeme, içme, giyinme ve faaliyet anlamında yetişkinden pek farkı olmayan bir varlıkken, toplumsal yapının değişimiyle farklı koşullarda yaşayan ve farklı yönleriyle değerlendirilen bir duruma ulaştığı görülmektedir. Bunlar da çocukluğun tarihselliği içinde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Türkçeye "zamanın ruhu" olarak çevrilen Almanca "zeitgeist" kavramı tam olarak çocukluğa ilişkin tarihsel değişimi ifade etmektedir. "Zeitgeist" belli bir dönem ve toplumun yaşama şeklinde etkili olan ekonomik, sosyal , siyasal ve kültürel koşullar bütününü ifade etmektedir. Tarihin belli bir döneminde dünyanın belli bir mekânında geçerli olan üretim modeli, yönetim biçimi, inanç sistemi, hukuk yapısı, aile tipi ve eğitim olanakları bir araya gelerek insanları belirli bir yönde yaşamaya, davranmaya, inanmaya ve öğrenmeye zorlayan bir güç merkezi yaratmaktadır. Toplum üyeleri, bu güç merkezini referans alarak yaşamaya zorlanmaktadırlar. çocuk, bu oluşum içine doğduğun andan itibaren girmektedir. kendinden öncekilerin belirlediği bir yapının içine doğan çocuk, sosyalleşme sürecinde etkileşimde bulunduğu başta anne babası olmak üzere aile üyeleri, arkadaşları, akranları ve sosyal çevresindeki diğer kişilerden bir taraftan toplumu tanımakta bir taraftan toplumda kendi yerini kazanmaktadır. Kendi haklarını, sorumluluklarını, kazanımlarını çocuk bu etkileşim sürecinde elde ederek uygulamaya koymaktadır. Toplum ile çocuk arasındaki ilişkiyi belirleyen bu oluşum evrensel ve değişmez değildir. Toplumlar zaman içinde değiştikçe , içinde farklılaşan bir çocukluk ve çocuk yaratmaktadır. Bu bağlamda çocuk ve çocukluğun biyolojik olmaktan öte toplumsal ve tarihseldir. Tarih, arkeoloji, antroploji, sosyoloji ve felsefe gibi bilim dalları, bu tezi doğrulayacak bir çok bilgi birikimini ortaya koyan çalışmalar yapmaktadır. Konuya bu açıdan bakıldığında bir çocuk veya çocukluk tarihi okuması yapmak mümkündür. Tarihin ilk dönemlerinde çocuğa ait bir bilgiye erişmek pek mümkün değildir. Doğanın egemen olduğu, üretimin yapılmadığı avcı ve toplayıcı toplumsal aşama çocuk, yaşam mücadelesinin zorluğunda araya kaynamış yeri çok belli olmayan bir varlıktır. Antik dönemlerde de çocukluk hakkında çok bilgi bulunmamaktadır. bu dönemde çocuk bebeklikten çıkıp birden bire yetişkinliğe giren bir nüfus kategorisidir. Çocukluğun ne kendine özgü bir yaşam evresine sahip olması, ne ilgi odağı olması, ne yetenekli olması için çaba sarfedilmesi söz konusudur. Ortaçağın sonuna kadar, çocuk ve çocukluk hakkında yeterli bir bilgi olmadığını bu konuda en kapsamlı çalıma yapan tarihçi Aries'ten öğrenmekteyiz. Orta çağda minyatür yetişkin olarak değerlendiren çocuk, bir yetişkin gibi yaşamakta, yemekte, içmekte ve davranmaktadır. Orta çağın sonuna doğru başlayan aydınlanma hareketi, rönesans ve reform hareketi bugünkü çocukluğu ortaya çıkaran temelleri atmıştır.