Cumhuriyet’ten 2000’li Yıllara Türkiye’nin Ekonomi Politiği
Türkiye Cumhuriyeti, siyasal ve ekonomik alanda Osmanlı İmparatorluğu’ndan kesin kopuşlar yaşamış olmasının yanı sıra, süreklilikler de devralmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında hakim olan iktisadi ideoloji “millî iktisat” düşüncesi ve en temel ekonomi hedeflerinden biri de “millî burjuvazi yaratmak” olmuştur. Hem “millî iktisat” hem de “millî burjuvazi yaratmak” hedef İttihat ve Terakki’nin de benimsediği düşüncelerdir.
Cumhuriyetin kuruluş dönemi olarak da adlandırılabilecek ilk yıllarını kapsayan dönemdeki temel hedef, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasal bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlık ile tamamlamak olmuştur. Liberal ekonomi politikalarının uygulandığı 1923-1929 arası dönemin genel özelliği, ekonomik alanda dış rekabete açık olmasıdır. Ekonomiyi millîleştirme ve millî bir burjuva yaratma hedefi, özellikle devletin uyguladığı sermaye birikimine yönelik siyasi nitelikli imtiyaz politikaları uygulanmıştır. İzmir İktisat Kongresi, ekonomik gelişmenin “ulusal” nitelikte olması gerektiğini ve yabancı sermayeye ülkenin yasalarına uyduğu sürece karşı çıkılmayacağını belirtmiştir. İktisat kongresinde önemle vurgulanan “Türklerin yöneteceği millî ticaret bankalarına” olan ihtiyacın hızlı bir şekilde giderilmesi beklentisine karşılık hükûmet, 26 Ağustos 1924 yılında Türkiye İş Bankası’nı bu ihtiyacı gidermek için kurmuştur.
1929 Bunalımının en önemli sonucu dünya ekonomisini özellikle dış ticaret açığını büyük bir daralmaya maruz bırakması olmuştur. Türkiye için sonucu ise hem ekonomik hem de siyasi olmuş yaşanan kriz, hükûmeti “korumacıdevletçi iktisat politikalarına” yöneltmiştir. Türkiye kuruluşundan 1929 bunalımına kadar açık ekonomi ve tarımsal ürün ihracatına dayalı bir politikayı tercih etmiştir. Fakat kriz sonrası Türkiye gibi birçok gelişmekte olan ülke, bu politikayı terk etmiş ve daha kapalı bir sanayileşmeye dayanan ve müdahaleci bir ekonomiye geçmiştir.
1939-1945 savaş yılları, tüm ülkede ekonomik sıkıntıların yaşandığı yokluk yılları olarak da tanımlanabilir. Bu dönemler arasında ülkede, savaş ekonomisi uygulanmıştır. Mal yokluğunun yol açtığı karaborsacılık, yüksek enflasyon, sonuç vermeyen önlemler, çıkarılan yasalar bu dönemin temel özelliklerini yansıtır. Bu dönenimin önemli kanunlarından ilki, “Millî Korunma Kanunu”dur. 11 Kasım 1942 tarihinde Meclis’te kabul edilen ve itiraz hakkı olmayan Varlık Vergisi, servet sahiplerin servetlerinin ve olağan üstü kazançlarının üzerinden sadece bir kereliğine olmak üzere alınacaktır.
1945 yılında biten II. Dünya Savaşı tüm dünyada önemli ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmelere sebep olmuştur. Bu gelişimler Türkiye için de geçerli olmuştur. Demokrat Parti’nin 1946 yılında kurulmasıyla, Türkiye hızlı bir değişim sürecine girecektir.
Demokrat parti 1950 seçimlerinde oyların % 53’ünü alarak seçimi kazanmış ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yirmi yedi yıllık iktidarına son vermiştir. 1950 aynı zamanda demokrasinin başladığı tarih olarak da adlandırılır. Türkiye hızlı bir şekilde siyasal, ekonomik, toplumsal gelişme ve yenileşme sürecine girmiştir. Burada özel sermaye birikiminin yeni kaynaklarla beraber beslenerek, genişlemesi belirleyici olmuştur. Tarımda insan gücüne ihtiyacı azaltan hızlı bir makineleşme süreci başlamıştır.
1950 sonrasında ise özellikle Amerika’nın desteğiyle, tarımsal üretimin artırılması, tüketim mallarına dayalı bir sanayileşme hedefine ve kara yollarına dayalı bir ulaşımı sistemine ağırlık vermiştir . Alınan dış borçların geri ödemesi hükûmeti büyük bir zora sokmuş ve ekonomik bunalım, 1958 yılında yaşanan devalüasyon ile sonuçlanmıştır.
1960-1980 arası dönem ekonomide planlı dönem olarak okunabilir. Kalkınma planlarının ön planda olduğu bu yıllarda ithal ikame politikası uygulanmaktadır. Planlı bir ekonomi isteği hem 27 Mayıs Darbesi’ni yapan kesimin hem de Türkiye’ye dış borç veren ülkelerin tercihi olmuştur. 1960’ların sonu işçi sınıfının yükseliş yaşadığı ve kazanımlarının yüksek olduğu bir dönem olmuştur. İşçi sınıfı hızla örgütlenmiş ve işçi sınıfı adına siyaset yapan partiler ve örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. İthal ikameci sanayileşme, bir ülkenin daha önce dışarıdan satın aldığı sınai ürünleri, kendi sınırları içinde üretmek amacıyla iç piyasaya yönelik üretimi özendirecek stratejiler çerçevesinde uyguladığı politikalardır. Petrol fiyatlarının dört katına yükseldiği bir ortamda, ithalat hızla artmış fakat ihracat zayıflamıştır. Bunun sonucunda Türkiye “dış ödeme dengesi”nde ciddi bir bozulma yaşamıştır. Bu durum 1977’de cari açığın büyümesine hem enflasyonun hem de işsizliğin hızla artmasına sebep olmuştur. 1977 yılında tam üç kez devalüasyon yapılmıştır. Art arda yapılan zamlar ve temel tüketim maddelerinin temini için özellikle büyük şehirlerde uzun kuyrukların oluşmasına neden olmuştur.
24 Ocak kararları köklü bir politika değişikliği yaratmıştır. Düşük kur ve gümrük uygulamalarıyla takip edilen ithal ikameci sanayileşme politikası terk edilmiş ve yerine dışa açık, ihracata dayanan ve serbest piyasa ekonomisinde yer alan rekabet kurallarına göre çalışan bir politikaya geçiş yapılmıştır. Türkiye’nin 1980’de başladığı serbestleşme ve değişim programı, sermaye hareketlerinin de serbest bırakılmasını öngörüyordu.
1994 yılında Kamunun büyük zarar etmesi, faizlerin yükselmesi, döviz sıkıntısı ile bozulan ekonomik denge, enflasyonun üç haneli rakamları görmesi ile büyük bir kriz yaşamıştır. Siyasette yaşanan cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki “Anayasa kitapçığı atma krizi” ekonomiye de yansımıştır.
Döviz üzerinden yapılan spekülatif saldırılar özellikle bankacılık sektörünü güçlü bir şekilde sarsacak olan Şubat 2001 krizini ortaya çıkarmıştır. Derviş “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”nı hazırlayıp uygulamaya koymuştur. Bu programın temel hedefi, ekonominin dış yardımlara ihtiyaç duymadan sağlam bir temelde dönüştürülmesidir. Bu program IMF ve Dünya Bankası’nın sağladığı finansman ile yürütülmüştür.
2000’lerin başı Türkiye için büyük bir dönüşümün eşiği sayılabilir. Tek başına iktidara gelen Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmeti, Derviş’in uyguladığı politikaları sürdürmüş ve 2002 yılında yabancı yatırımcıların özendirilmesi, iyi işleyen bir rekabet ortamının oluşturulması ve kamuda verimliliğin artırılması hedefleri olan ”Acil Eylem Planı” adıyla ekonomi alanında takip edeceği programı açıklamıştır. Hükûmet özellikle ilk beş yılda ekonomide istikrar ve güven ortamı yaratmıştır.