Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri
31 Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET)ortak üyelik başvurusuyla başlayan ilişkiler, her zaman inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, dört yıl süren görüşmeler sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’yla Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında bir ortaklık ilişkisi kurulmuştur. Türkiye'yi Birlik'e tam üye yapmayı amaçlayan Ankara Antlaşması ortaklığı hazırlık, geçiş ve son dönem olmak üzere üç döneme ayırmıştır.
23 Kasım 1970 tarihinde geçiş dönemini düzenleyen Katma Protokol imzalanmış ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 1970’lerdeki ekonomik ve siyasi krizin bir sonucu olarak Ortaklık rejimi kapsamındaki geçiş dönemi yükümlülüklerini yerine getirememiş, Yunanistan’ın tam üyelik başvurusu karşısında benzeri adımları atamamış, 12 Eylül 1980 tarihli askerî müdahale sonrasında askıya alınan ilişkilerin yeniden canlanması, ancak Soğuk Savaş’ın sonunda mümkün olmuştur.
Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde Ortaklık Anlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini bir tarafa bırakarak tam üyelik başvurusu yapmıştır. Ancak, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Soğuk Savaş’ın sona ermesi üzerine Avrupa Birliği, artık Türkiye’ye eskisi kadar ihtiyaç duymuyordu. AB, genişleme konusunda Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerine öncelik vermiş, Türkiye’ye ise gümrük birliğine odaklanması ve bu kapsamda Katma Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi tavsiyesinde bulunmuştur.
Türkiye’nin geçiş dönemini düzenleyen katma Protokol’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesiyle birlikte 6 Mart 1995 tarihli 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararıyla Türkiye ile Avrupa Birliği arasında sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsayan bir gümrük birliği anlaşması imzalanmıştır. Gümrük Birliği başlı başına bir amaç değil, Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne tam üyeliğe götürecek bir araçtır.
Bu tarihten sonra ilişkilerde bir duraksama meydana gelmiştir. Avrupa Birliği’nin özellikle eski Doğu Bloku ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkelerine adaylık statüsü verip Türkiye’yi aday ülkeler arasında saymaması Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştır. Türkiye’nin tepkisiyle birlikte Avrupa Birliği 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye adaylık statüsü vermiştir.
Aday ülke Türkiye, Avrupa Birliği’nden katılım müzakerelerine başlama tarihi almak için çaba harcamıştır. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği uyum yasaları çıkarmış, anayasasında, ceza hukukunda , Medeni Kanun'unda ve diğer mevzuatında değişiklikler yapmış, mevzuatını Avrupa Birliği’nin müktesebatına yakınlaştırmıştır. Bu adımlar, aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları standardının yükselmesine de yardımcı olmuştur. Sonuçta, 16-17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi’nde Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerini karşıladığı ve Birlik'e üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması kararı alındı.
Tüm bu çabaların sonucunda Türkiye, 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine başlamıştır. Ancak, kısa bir süre sonra Kıbrıs sorunu gerekçesiyle birçok başlıkta müzakereler askıya alınmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinin kendi aralarında Türkiye’yi Birlik'e alma konusunda bir konsensüs oluşturamamaları nedeniyle, Kıbrıs sorununun arkasına saklanarak bu sorunu Türkiye-AB ilişkilerini engelleyen temel sorun olarak gösteren bu “bahane” nin arkasına gizlenmişlerdir.
Avrupa Birliği’nin kararsızlığı, Kıbrıs konusundaki çifte standardı ve taraflı tutumunun Türkiye tarafına yansıması, Türkiye’nin AB uyum yasaları gibi yaptığı reformların yavaşlamasına ve tam üye olma heyecanın yitirilmesi şeklinde olmuştur.
Katılım müzakerelerinin üzerinden 14 yıldan fazla geçmesine rağmen açılması gereken müzakere başlıklarının yalnızca 16 tanesi açılabilmiş ve ancak bir başlık açılıp geçici olarak kapatılabilmiştir. Türkiye ile aynı gün katılım müzakerelerine başlayan Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde tam üye olduğu göz önüne alındığında Türkiye-AB ilişkilerindeki kriz daha net görülebilir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne üyeliği hem bölge hem de dünya barışına eşsiz katkılarda bulunacaktır. Dolayısıyla, Türkiye, güçlükler karşısında yılmadan Birlik'e tam üyelik çabalarını artırarak devam ettirmelidir. Halkı Müslüman, müreffeh, demokratik ve laik bir hukuk devleti olarak Avrupa Birliği ailesi içinde hak ettiği yeri alması hem "medeniyetler çatışması" tezini anlamsızlaştıracak hemde diğer Müslüman ülkeler için bir model oluşturacaktır.