Türkiye’de Batılılaşma Politikaları

Türkiye’nin Batılılaşma tarihini anlamak, Osmanlı'da “yenileşme” hareketlerinin başladığı dönemi de içine alan bir değerlendirmeyle mümkün olabilir. Bu anlamda Türk Batılılaşması derken, aslında Osmanlı Batılılaşma hareketlerinden günümüze dek gelen “kopuşları” da içeren fakat “sürekliliğe” de vurgu yapan, yaklaşık olarak iki yüz yıllık bir süreçten söz edilmektedir.

Osmanlı’da “işlerin eskisi gibi iyi gitmediği”ne dair şikâyetler 17. yüzyıldan itibaren dillendirilmiştir. Bu dönemde yapılan yenilik hamlelerinin temel amacı Osmanlı’yı “eski günlerine/altın çağa” döndürmektir. III. Selim Dönemi'nde, Batılılaşma politikaları, Batı’yı farklı kılan altyapısı ve zihniyetiyle bir “yenileşme” olarak değil, devleti eski günlerine döndürebilmek için kullanılması gereken bir araç olarak görülmüştür.

II. Mahmut, Batılılaşma'nın sadece askerî reformlarla olmayacağına idari, mali, eğitim ve kültürel her alanda daha kökten reformların yapılması gerekliliğine inanmıştır. Bu dönemde Batılılaşma, sadece Avrupa’dan alınan kurumlarla sınırlı kalmamıştır. II. Mahmut Dönemi'ni kendinden önceki dönemden ayıran en temel özellik kısmi bir Batılılaşma değil, topyekûn bir Batılılaşma'yı benimsemiş olmasıdır.

Osmanlı’da 1839-1876 tarihleri arasındaki yıllar “Tanzimat Dönemi” olarak adlandırılmıştır. Özellikle askerî ve teknik olarak başlayan Batılılaşma bu dönemde siyasi ve hukuki bir şekil almıştır. Tanzimat Dönemi, Batı kaynaklı demokratik ve liberal fikirlerin ülkeye taşınmasına olanak sağlamıştır. Bu ortamda, Avrupa medeniyeti hakkında genel bir bilgisi olan ve Batı tarzında eğitim almış, Osmanlı’nın birliğini en temel hedef edinen Yeni Osmanlılar, Batılılaşma'yı parlamenter rejim olarak yorumlamış ve en büyük amaçları da bu düzeni Osmanlı’da yerleştirme çabaları olmuştur.

Yeni Osmanlılar tarafından tahta çıkarılan II. Abdülhamit, 1876 yılında I. Meşrutiyet’i ilan etmiş, Kanun-i Esasi’yi yürürlüğe koymuş ve yapılan seçimlerin sonucunda 1877’de Meclis-i Mebusan’ı açmıştır. II. Abdülhamit Rusya ile süren savaşı neden göstererek 14 Şubat 1878 tarihinde Meclis’i süresiz tatil etmiş, Kanun-i Esasi’yi de askıya almıştır. Bundan sonra da otuz yıl kadar sürecek bir istibdat (baskı) dönemi başlamıştır. II. Abdülhamit Dönemi, idari merkezileşme ve Batılılaşma hareketlerinin ara verilmeden devam ettiği bir dönem olmuştur. II. Abdülhamit’in yoğun baskı ve sansürüne karşı muhalif sesler ve hareketler faaliyetlerini yurt dışına çıkarak özellikle de Paris’te sürdürmüştür. Jön Türkler olarak adlandırılan farklı eğilimlere sahip bu aydınların ortak düşünceleri, Osmanlı birliğini sağlamak, II. Abdülhamit istibdadını sonlandırmak ve Meşrutiyet’i yeniden ilan etmek olmuştur.

Bu dönemde, Osmanlı’da Batılılaşma hareketinin öncü kesimi aydınlar ve askerler olmuştur. Özellikle 1905 sonrası Jön Türklerin düşünceleri, askerî çevreler özellikle de genç subaylar üzerinde etkili olmuştur. Makedonya’da gizli askerî ihtilalci teşkilatlanmalar kurulmuştur. Bu teşkilattaki Jön Türklerin temel hedefi, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve parlamentolu yaşama yeniden geçilmesi olmuştur. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Kanun-i Esasi tekrar yürürlüğe girmiştir. Toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi, padişahın egemenlik alanını sınırlayan, meclisi tatil etmesini engelleyen önemli değişiklikler getirmiştir.

“Ne kadar değişeceğiz, değişirken Avrupa’dan neleri alacağız, sadece ‘fenni’ (bilimi) mi yoksa ‘kültürü’ de mi alacağız?” soruları hem OsmanlıTürk Batılılaşmasının hem de aydının en temel çıkmazını oluşturmuştur. Bu çıkmaza çözüm sunan isim Türk Batılılaşma anlayışını derinden etkileyen Ziya Gökalp olmuştur. Gökalp, Türklerin, uluslararası olan “medeniyeti” alırken ulusal olan kendi harslarını (kültürlerini) değiştirmeyeceklerini belirtmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Batılılaşma konusunda köklü reformlar yapmıştır. Siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik her alanda yapılan yenilikler Batılılaşma'nın en temel hedef olduğunu ve Osmanlı’dan alınan Batılılaşma hareketlerinin daha radikal bir şekilde devamı olduğunu göstermiştir.Cumhuriyet kuran kadro Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde siyasal, hukuksal, toplumsal birçok alanda köklü inkılaplar yapmış ve Avrupa kurumları hızla Cumhuriyet’in kurumları hâline gelmiştir. Türk Batılılaşması, Mustafa Kermal Atatürk’ün “kimseye benzememek” ve “Türk’ün hususi karakteri” deyimlerini ilke edinerek “Batılı olmak” ile “kendi olarak kalmak” arasındaki dengeyi sağlamaya çalışmıştır.

Önce “Yeni Osmanlılar” ve ardından “Jön Türkler”, adıyla anılan aydınlar “Batıcı” fikirleri ile hem Osmanlı'yı meşruti düzen ve anayasa ile tanıştırmış hem de Cumhuriyet’i kuracak olan kadroya fikrî bir zemin hazırlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki kadro, Osmanlı Batılılaşma hareketlerinin devamını daha radikal bir şekilde sürdürmüş, yaptığı inkılaplarla, “muasır medeniyet” olarak tanımladığı “Batı” ile ilişkileri siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alanda kuvvetlendirmiştir.