Varlık ve İnsan

Türk İslam edebiyatında varlık düşüncesi, esasları İslam dini tarafından çizilen ve ayrıntıları tasavvufi düşünce tarafından oluşturulan düşünce silsilesine dayanır. Buna göre hakiki anlamda var olan sadece Allah’tır; diğer varlıklar mecazidir, geçicidir. Allah ise varlıkları kendinin bilinmesi ve tanınması için aşkla yaratmıştır. Bütün yaratılmışların esası ve özü insandır, insan zübde-i âlemdir. Allah’ın gerçek muhatabı ve halifesidir. Bu varlık âlemi eğer Allah’ı tanımak için yaratılmışsa, insanın gerçek gayesi de Allah’ı tanımak ve bilmektir. Bu da ancak aşk yoluyla olabilir. Allah’ın gerçek kulları O’nun aşkıyla kendisini feda etmekten çekinmeyenlerdir.

Klasik edebiyatta insan genellikle iki şekilde görülür: Birincisi bu geçici âlemin heveslerine kapılıp, baki âlemi zevki ve hazzı uğruna yok edendir; ikincisi ise Allah’ı arama yolunda kendini feda edip, geçici varlığın cazibesine ve sihrine kapılmayan hakiki âşıklardır. Bu bakımdan edebî metinlerde genellikle bu iki tip insana özel bir vurgu yapılmıştır. Bunun dışında eski edebî metinlerde şairin bizzat kendini işlediği insan tipleri vardır. Bunlar; hakikati, sevgiliyi, gerçek saadeti arayan âşık; aranılan, uğruna her türlü sıkıntıya ve ezaya katlanılan sevgili; âşıkla sevgili arasına girerek onların kavuşmasına mâni olan kötülük timsali rakip; dinin ve hakikatin özüne inemeyip her şeyi kabuktan ibaret olarak algılayan ve şekilde kalan zahit, sofu, vaiz; varlık ve yokluk umurunda olmayan ideal insan tipi olan arif vb. dir. Ayrıca bütün bu kişilerin daha iyi somutlanması için örnek olarak hayatları ve maceraları işlenen peygamberler, veliler, âşıklar, tarihî, mitolojik ve efsanevi kişiler eski edebiyatımızda söz konusu edilen insanlardandır. Bir metnin Türk İslam edebiyatındaki yerini tespit için şu soruların cevabı aranmalıdır: 1. Bu metinde Türk nerededir, 2. Bu metinde İslam nerededir, 3. Bu metinde edebiyat nerededir? Bütün bu sorulara cevap vermek için edebî metinleri incelemeyi de iyi bilmek gerekiyor. Edebiyat da, insanın varlığı kendince insanın anlatımı olduğuna göre bütün araştırmaların esas ve özünü insan oluşturmaktadır. Bu yüzden eski metinleri anlamak için esası yukarıda çizilen varlık ve insan algısını etraflıca bilmek gerekmektedir. Bunun yanında; şairin insanı somutamak için kullandığı benzetmeleri seçmek amacıyla başvurduğu mitolojik şahıslar,Kur’an’da adı geçen veya geçmeyen peygamberler, tarihi ve efsanevi şahsiyetler, ünleri tarihe mal olmuş meşhur aşıklar; iyilikleri veya kötülükleriye adları atasözlerine, deyimlere mal olmuş şahsiyetler, menkıbeleri dilden dile aktarılarak gönülleri süsleyen, ibretlik hayatları ve hikmetli sözleriyle insanları derinden etkileyen veli şahsiyetler de bu şiirin anlaşılması için varlık ve insan kategorisinde muhakkak tanınması ve bilinmesi gereken göndermeleri oluşturmaktadır. Bazen âşık’I, bazen maşuku, bazen de bu ikisinin kavuşmasını engellemeye çalışan rakibi örneklemek için kullanılan bu şahsiyetler etrafında asırlar boyunca pek çok imge, sembol ve metaforlar oluşturulmuş ve bunlar adeta şairlerin ana düşüncelerini bünyelerinde remzeden sırlı anlam yumaklarına bürünmüştür