Kuruluş Dönemi Türk İslam Edebiyatı (11.-14. Yüzyıl)

İslamiyet öncesi dönem 8. yüzyılda başlar. Bu dönemde daha çok sözlü edebiyat ürünleri verilmiştir. İslamiyet’in Türkler arasında yayılması 10. yüzyılda gerçekleşebilmiştir. Müslüman Türklerin ibadet için Kuran okuması yeni bir dil ve alfabeyi tanımalarını da beraberinde getirdi. Türkler Arap yazısını kullanmaya başlasalar da Farsçadan daha fazla etkilenmişler, birçok terimi de Farsçadan almışlardır. İslam medeniyeti etkisinde gelişen Türk edebiyatı gösterdiği özellikler bakımından Halk edebiyatı, Divan edebiyatı ve Tekke (Tasavvuf) edebiyatı olmak üzere üç kolda gelişir.

Başlangıcından Tanzimat edebiyatı dönemine kadar varlığını sürdüren Klasik Türk edebiyatına; Divan edebiyatının yanı sıra Yüksek zümre edebiyatı, Saray edebiyatı, Ümmet çağı Türk edebiyatı, İslami Türk edebiyatı, Eski Türk edebiyatı ve az rastlanmakla birlikte Enderun edebiyatı da denmiştir. Klasik edebiyatın belli başlı özellikleri; şiirlerin beyit nazım biçimi ile yazılması, göz kafiyesinin esas alınması, aruz vezninin kullanılması, değişmez kesin kurallarının oluşu, İslam medeniyetinin kullandığı yazılı kültür diline dayanması, edebî sanatlardan sıkça yararlanması, konu, tema ve türlerin işlenişinde belli kalıpların içinde kalınması, mazmunların kullanılması olarak ifade edilebilir. Dönemlerin ve çeşitli sahaların sosyal, siyasî ve kültürel durumlarının yansıttığı şiirlerin yanında bu etki ile ortaya çıkan tasavvuf gibi inanç sistemleri de edebiyatın yönünü değiştirmektedir. IIX – XII. yy.lar arasında Yusuf Has Hacib, Kaşgarı Mahmud ve Edip Ahmet’in eserleri Türk edebiyatının elde bulunan en eski örnekleridir. XII. asır tasavvufî eserlerin verilmeye başlandığı dönemdir. Ahmet Yesevî ile başlayan bu anlayış, Hakim Süleyman Ata, Zemahşeri ve Şair Ali ile devam eder. Tasavvuf anlayışı XIII. yy.’da da Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana, Dehhani, Sultan Veled ve Nasıri ile devam eder. Bu dönemde Anadolu’da tertip edilen ilk Türkçe DÎvân’ın sahibi olan Yunus Emre kendisinden sonra Yunus mektebinin doğmasına sebep olmuştur. XIV. yy.’da Türk Edebiyatı Azeri ve Anadolu Türkçesi olarak iki ayrı edebî lehçe ile gelişimini sürdürür. Azeri Sahası Türk edebiyatında Hasanoğlu, Nasır-ı Bakuyi, Ahmed Bin Veys ve Nesimi bilinen şairlerdir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine de rastlayan bu yüzyılda manzum ve mensur eser sayısında büyük bir artış olmuş, Türkçe bir edebiyat dili haline gelmiştir. Bu yüzyılda yazılan eserlerin çoğunluğunu dinî-ahlakî mesneviler oluşturur. Gülşehrî, Âşık Paşa, Şeyyad Hamza, Ahmed Fakih, Kadı Burhaneddin, Ahmedî, Hoca Mesud, Eflaki, Şeyhoğlu (Sadrüddin) Mustafa bu dönem şairlerindendir. Bu şairler arasında Ahmedî’nin bugün Osmanlı sahasının elde mevcut en eski divanı olan divanı, yaklaşık bir asır boyunca şairlerin büyük bir kısmının bu eserdeki şiirlere nazireler yazarak yetişmelerini sağlar.

İlk dönemlerde sınırlı konu, tema ve nazım şekilleriyle şiirler yazılırken, yüzyıllar geçtikçe gelişen edebiyatımızda, zengin ve çeşitli ürünler verilmeye başlanır ve Türk İslam edebiyatı XIV. yüzyılın sonlarında kuruluş devrini tamamlar.