Birleşmiş Milletler Kalkınma Hedeflerinde Rekreasyonel Faaliyetlerin Yeri ve Önem

Doğal çevrenin korunması ve kendini sürekli yenileyebilme yeteneği sürdürülebilirlik açısından birçok değişkene bağlı olmakla beraber, insanlar tarafından bozulan doğal dengenin yeniden düzeltilmesi sürecinde daha fazla kaynak tüketilmesi gerekliliği bilinen bir gerçektir. Doğal çevrede yaşanan çevresel değişiklikler günümüzde her alanda olduğu gibi spor ve rekreasyon alanlarının tasarımında da sürdürülebilirlik yaklaşımının önemini ortaya koymaktadır.

Doğaya ve çevreye zarar vermeden, doğada bulunan sınırlı kaynaklardan yararlanmayı olabildiğince uzun bir süreye yaymak, aynı şekilde toplumsal ilişkilerde de adil ve eşitlikçi bir yetki ve paylaşıma açık, şeffaf yönetsel ilişkileri etkin kılmaktır. Böylelikle hem doğanın ürettiği veya insanın doğadan temin ettiği sayısız yaşamsal gereksinimler, hem de sosyokültürel ve ekonomik ilişkilerde topluma dair envaı çeşit etkileşimlerle birlikte yaşama becerisinin sağlanması ve buna içkin toplumsal sistemlerin inşa edilmesine dair tüm müspet yaşamsal temalar Sürdürülebilirlik kavramının kapsamına girmektedir.

17 kalkınma hedefi bulunmaktadır. Yoksulluğa son, Açlığa Son, Nitelikli eğitim, sağlıklı bireyler, toplumsal cinsiyet eşitliğitemiz su ve sıhhi koşullar, erişilebilir, insana yakışır iş ve ekonomik, sanayi, yenilik ve eşitsizliklerin azsürdürülebilir eşhisorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış ve adalet, hedefler için ortaklılardır. Birleşmiş Milleter tarafından oluşturulan bu hedefler 2030 yılına kadar dünya üzerinde bulunan birçok insanın eşithaklara sahip olmasını ve bunun sürdürülebilir olmasını hedeflemketdir.

Turizm sektörünün temel kaynakları doğal ve sosyo-kültürel kaynaklardır. Bu kaynakların kullanımında sürdürülebilirlik ilkelerine uyulmaması sektörün destinasyonlarda varlığını devam ettirememesine neden olmaktadır. Ancak saf ekonomik kaygılarla sektörün özellikle üst yapısının geliştirilmesi ilk gelişim dönemlerinde “yeşil” endüstri olarak ifade edilen turizmin günümüzde tehdit olarak görülmesi ve gelişiminin kısıtlanması fikirlerinin doğmasına neden olmaktadır.

Son yıllarda dağcılık ve da sporlarına olan ilgi giderek artmaktadır. Fakat bu durum bir süre sonra doğru kullanılmadığı takdirde doğal kaynakların zarar görmesi anlamına gelmekte. Birçok ülkede dağlık alanlarda oluşan tahribat herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle Himalayalar ve Alplerde ciddi çevre sorunları yaşanmaktadır. Buna sebep olan durumlar ise ilk önce insanlar, ardından kuruluşlardır. Dağcılığa dayalı rekreasyonel faaliyetlerin ormanlara verdiği en önemli zarar, trekking, kampçılık, hiking gibi faaliyetler sırasında sıklıkla karşılaşılan orman yangınlarıdır.

Kapalı Rekreasyon alanları oluşturulurken çevresel etkileri azaltmak ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için tesisler tasarlanırken bazı konulara dikkat etmek gerekir. önce şu önemli sorulara cevap bulunması gerekmektedir.

  • Bu tesisin yapılması gerekli mi?
  • Yapılan tesis kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılar mı?
  • Tesis uzun vadede sosyal çevresel ve ekonomik olarak neler tüketecek ve tüketimlerinin bedelini kimler/hangi kaynaklar/canlılar ödeyecek ?
  • Bu tesisin yapılması süresince canlı habitatını tehdit edecek durumlar yaşanır mı?