Türkiye Turizminde Koruma Statülü Alanlar
Dünyanın birçok ülkesinde korumacı düşünce çeşitli sebeplerle taraftar bulmaya ve yasal dayanaklara sahip olmaya başlamıştır. Genel olarak kalkınmış ülkelerin daha fazla önem verdiği koruma faaliyetleri giderek gelişmekte ve geri kalmış ülkelerde de yaygınlaşmaktadır.
Korumanın felsefesini özümsemiş devletler koruma olayını eğitim ile başlatarak, çocuklara “çevre bilinci ve duyarlılığı” kazandırmayı başlangıç olarak kabul etmektedirler. Böyle bir eğitim ile davranış ve tutum kazandırılan bireyler zaman içinde yakın çevresinden başlayarak küresel konulara doğru tutumlar geliştirmeye başlamaktadırlar.
Genel olarak modern zamanın bir ürünü olarak kabul edilse de koruma ve korumacı düşünce insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak yasal zemin kazanarak yaygınlaşması geçtiğimiz iki yüzyılda başlamış ve günümüzde hızla devam etmektedir.
Ormanlar, topraklar, su kaynakları, hayvan ve bitkiler, nadir bulunan doğal oluşumlar ve hassas ekosistemler başta olmak üzere birçok unsurun korunması gerektiği anlaşılmış ve belki de daha önemlisi bunların herhangi bir ülkenin değil insanlığın evrensel mirası olduğu yönünde artık güçlü bir inanç ve ortak hareket etme eğilimi doğmuştur.
Dünya’daki en yaygın koruma statülerinin başında Milli Parklar gelir. Yaygın bir tanım ile Milli Park, “bilimsel ve estetik açıdan ulusal ve uluslararası nadir olan doğal ve kültürel değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarıdır”. Çevre koruma düşüncelerinin somut örneklerinden birisi olan Milli Parklar ilk kez 1872’de ABD’nde oluşturulan Yellowstone Milli Parkı ile kurulmuşlardır. Devam eden yıllarda bu örnek koruma alanı dünya genelinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkiye’de oluşturulan ilk milli park 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı’dır.
Dünya genelinde en yaygın koruma statüsü uygulayıcılarından birisi de UNESCO’dur. 1972’de Paris’te toplanan UNESCO Genel Konferansı, Dünya Doğal ve Kültürel Mirasının Korunmasına Dair Sözleşmeyi imzalayarak bugün Dünya genelinde birçok yerin korunmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye’nin de 1983’de taraf olduğu bu sözleşme günümüzde birçok doğal ve kültürel değerin korunmasını sağlamaktadır.