Türkiye’de ve Dünyada Toplumsal Eşitsizlikler

Alan yazında iki tür eşitlik anlayışı yaygın kabul görmektedir. Bunlar, adil ya da adaletli olmanın bir gereği olarak kamusal malların eşit olarak dağıtılmasını gerektiren bölüşümcü eşitlik ve bir toplumsal ideali karakterize eden toplumsal eşitlik. Türkiye’de ve Dünyada eşitsizlik meselesi genel olarak; Gelir Dağılımında, Çalışma Yaşamında,Yetersiz İstihdam Olanakları, İşsizlik, Kayıtdışı İstihdam, Kadınların İşgücüne Katılımları, Kadın İşsizliği, Engellilerin İşgücüne Katılımları, Engelli İşsizliği, Genç İşsizliği, Çalışma Saatleri, Ücretler, Sosyal Güvenlikte, Eğitimde, Siyasal Temsilde olmak üzere hemen hemen 5 konu başlığı altında çalışılmaktadır. Bu anlamda toplumsal eşitsizliğin, kapsamı geniş iki temel sonucu karşımıza çıkmaktadır. Yoksulluk ve gelir eşitizliği. Buradan hareketle bu ünitede Türkiye ve Dünyada toplumsal eşitsizlik mevzusu, yoksulluk ve gelir dağılımı eşitsizliği konuları merkeze alınarak tartışılmaktadır.

BM yoksulluğu, “insani gelişme için en temel olan tercih ve fırsatların (uzun, sağlıklı, yaratıcı bir yaşam sürme ve insana yakışır bir yaşam standardına sahip olma, özgürlük, benlik saygısı ve başkalarına saygı) yokluğu” şeklinde tanımlamıştır. BM’nin yapmış olduğu bu tanım, insan deneyiminin neredeyse tüm yönlerini - kişisel, politik, toplumsal ve finansal- içermektedir. BM’nin 2008 yılında yayımladığı raporda bireylerin iktisadi davranışlarından ziyade; “hastalık, cehalet, temel sosyal hizmetlerden mahrum kalma; kısaca insan yaşamını etkileyen çok boyutlu bir kavram” (UNDP, 2008) tanımlaması dikkat çekmektedir. George Simmel yoksulluğu mutlak manada sosyolojik bir kavram olarak görmekte ve meselenin sadece iktisadi yönü dikkate alınarak düşük gelirli bireyler üzerine yapılan tanım ve yorumlara mesafeli yaklaşmaktadır. Martin Rein'e göre yoksulluk, geçinme, eşitsizlik veya dışsallık kavramları üzerinden ele alınmaktadır. Buna göre geçim/geçinme, sağlıklı bir yaşamı ve çalışma kapasitesini sürdürmek için gereken asgari tedarikle ilişkilendirilmektedir.

Literatürde yoksulluğu ölçmek üzere geliştirilen birden fazla yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan en bilinenleri; Açlık Sınırı, Temel İhtiyaçlar, Gıda Oranı, Medyan Gelir, Öznel Yaklaşım, Kafa Sayım Oranı, Yoksulluk Açığı ve Foster-Greer-Thorbecke yaklaşımlarıdır. Yoksullukla birlikte gelir dağılımı eşitsizliğinin ölçümünde kullanılan yöntemlerden en bilinenleri Pareto Kuralı, Kuznets Eğrisi, Lorenz Eğrisi, Gini Katsayısı, Atkinson ve son olarak Theil İndeksi’dir (Akdağ, 2020). Bunlar arasında özellikle diğer sayfalarda yer alan istatistiki bilgileri doğru yorumlamak adına izahı önemli görülen ölçüm yöntemi Gini katsayısı yöntemidir. Özellikle Lorenz eğrisinin verdiği bilgiyi istatistiki bilgiye dönüştürme kapasitesine sahip bu ölçüm yöntemini 1912 yılında ilk ortaya koyan düşünür Corrado Gini’dir. Gini katsayısı 0 (tam eşitlik) ve 1 (tüm gelirin tek bir hane halkına sahip olduğu durum olan en uç nokta) arasında değer almaktadır (Akdağ, 2020). Sıklıkla, ekonomik eşitsizliği incelemek, gelir dağılımını ölçmek veya bir nüfus içinde refahın nasıl dağılım gösterdiğini ortaya koymak için kullanılmaktadır. Elde edilen sonuçlar 0’a yaklaştıkça en az gelir sahibi olanla en çok gelir sahibi olan arasındaki gelir eşitsizliği farkının azaldığına; 1’e yaklaştıkça gelir eşitsizliği farkının arttığına dönük yorum yapılmaktadır.

Konu ile ilgilenen bir araştırmacı hızlıca bir tarama yaptığında karşısına yoksulluk türü olarak şunlar çıkmaktadır: Mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk, insani yoksulluk, küresel yoksulluk, çalışan yoksulluk, kırsal yoksulluk, kentsel yoksulluk, objektif ve subjektif yoksulluk, çoklu yoksulluk, kronik yoksulluk, nöbetleşe yoksulluk ve gelir yoksulluğu… Şimdi yoksulluk türlerine kısaca odaklanalım.

20. yüzyılın büyük bir bölümünde, varlıklı ve daha az varlıklı birey ya da gruplar arasındaki gelir farkının genellikle dünyanın birçok yerinde daraldığı düşünülmektedir. Zenginler biraz daha zengin olurken dar gelirliler biraz daha gelirlerini artırmışlardır. Küresel anlamda bu eşitsizlikteki düşüş Kuzey Amerika'da ve Avrupa'nın çoğunda 1920 ve 1930'larda ve biraz sonra, belki de 1950'lerde bazı gelişmekte olan ülkelerde başladı. Ama daha sonra, 1970'lerde ve 1980'lerde model tersine dönerek eşitsizlik yeniden yükselmeye başlamıştır.

İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın Haziran 2020’de yayınlamış olduğu raporda bu durumu etkili bir şekilde dillendirilmiştir. Rapora göre ekonomik eşitsizlik konusunun kontrolden çıktığı düşünülmektedir. Öyle ki 2019'da dünyadaki 2.153 milyarder, 4.6 milyar insandan daha fazla servete sahiptir. Dünyanın en zengin 22 erkeği, Afrika'daki tüm kadınlardan daha fazla servete sahiptir. Dünyanın en zengin %1'i 6.9 milyar insanın iki katından fazla servete sahiptir. Bir insan Mısır'daki piramitlerin inşasından bu yana günde 10.000 dolar biriktirse, en zengin 5 milyarderin ortalama servetinin beşte birine anca sahip olacak düzeydedir. Uçurum oldukça yüksektir.

Gelir eşitsizliği ekonomide, bireyler, gruplar, nüfuslar, sosyal sınıflar veya ülkeler arasındaki gelir dağılımındaki eşitsizliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Gelir eşitsizliği, sosyal tabakalaşmanın ve sosyal sınıfın önemli bir boyutudur. Gelir dağılımındaki değişimin etkisi iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Mutlak yoksulluğu inşa etme ya da azaltma; ekonomik büyümeyi ve toplam gelir düzeyini artırma gibi. Gelir dağılımında yaşanacak herhangi bir ihlal, mevzu edilen risklere sebebiyet verecektir.

Dünyada yaşanan çarpıcı eşitsizliğe ilişkin en net fotoğraf, Tablo 14.1’de görüldüğü gibidir. Ülkelere göre en zenginler ile en yoksullar arasında fark istatistiki olarak ortaya konmuştur. 2022 yılının ortasına geldiğimiz şu günlerde gelir eşitsizliği noktasında OECD ülkelerinin genel durumunu görmek için Tablo 14.1’de Gini hesaplamalarına göre (önceki sayfalarda Gini hesaplamasına ilişkin bilgi verilmiştir) gelir eşitsizliğinin en az yaşandığı ülke Çek Cumhuriyeti olarak belirlenmiştir (0,24). Bu ülkeyi Norveç, Belçika ve Danimarka gibi ülkeler takip etmektedir. Diğer yandan gelir eşitsizliğinin en fazla yaşandığı ülke Güney Afrika olmuştur. En dar gelirli ile geliri maksimum seviyede olan grupların eşitsizlik oranı 0,61 olarak ölçülmüştür. Bu ülkeyi, Kosta Rika, Meksika ve Bulgaristan takip etmektedir. Türkiye’de ise durum alarm verici noktadadır. OECD ülkeleri arasında Türkiye, Bulgaristan’dan sonra en eşitsiz gelir dağılımına sahip ülke konumunda olduğu görülmektedir. Diğer yandan ekonomileri ile büyüleyen Amerika Birleşik Devleti ve Birleşik Krallık Türkiye’den sonra gelir dağılımı eşitsizliğinin en keskin yaşandığı ülkeler arasında bulunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’de 2020 yılı itibarıyla ve COVID 19 salgınının etkisinden bağımsız (2020 yılı verileri bir önceki yıl yapılan araştırmanın neticesi olarak kabul edilmelidir) en varlıklı ve zengin olarak değerlendirebileceğimiz % 20’lik grubun, toplam gelirin neredeyse yarısına sahip olduğu görülmektedir (%47,5). Diğer % 20’lik grupların 2020 yılları gelirlerinde ise düşüşler gözlemlenmektedir. Bu da Türkiye’de en zengin gruplar ile en yoksul gruplar arasındaki farkın açıldığını gözler önüne sermektedir.