Toplumsal Eşitsizliğin Kentteki Görünümleri
Toplumsal eşitsizlikler kentsel mekânda bir yansıma bulduğu gibi kentlerdeki yaşam tarzı ve mekânsal özellikler de kentsel eşitsizliklere neden olabilmektedir.
Kentler, insanların birlikte yaşamaktan doğan ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerdir.
Köy ve kasaba gibi kırsal yerleşim yerlerine göre daha gelişmiş ve ilerlemiş kültüre sahip yerleşim yerleri kent olarak tanımlanır.
Nüfus kentin tanımlanmasında önemli bir kriter kabul edilir. Nüfus kriteri merkeze alınırsa nüfusu diğer yerleşim yerlerinden fazla olan yerleşimler kent olarak tanımlanır.
Kentler ihtiyaçlarını karşılamak için bir araya gelen kalabalık bir nüfusun organize bir şekilde hareket etmesini gerektirir. Bu gereklilik kentlerde geniş bir iş bölümü ağının kurulması ve bu iş bölümü sayesinde ortak bir refahın üretilmesini sağlar.
Kentlerde ortak üretilen toplumsal refahın paylaşılmasında eşitsizlikler ortaya çıkar. İşte kentsel eşitsizlikler kentsel refahın paylaşılmasında yaşanan adaletsizlikleri ifade etmektedir. Kentleri eşitsizlik açısından tanımlayacak olursak kentler eşitsizlik mekanlarıdır.
Toplumsal eşitsizlik bir toplumdaki kaynakların bireyler ve sosyal kategoriler arasında eşit ve adil bir şekilde paylaşılamamasıdır.
Toplumsal eşitsizlikler kaynakların paylaşımında ve kaynaklara erişiminde yaşanan farklılıkların sonucudur.
Toplumsal eşitsizlik kavramı bir bireyin ya da grubun toplumsal kaynaklardan diğer birey ya da gruplara göre daha az yararlanması ya da bu kaynaklara erişememesi durumudur.
Kentsel eşitsizlik, toplumsal eşitsizliklerin kentsel yaşamdaki yansımasıdır.
Kentsel eşitsizlik, kentsel kaynakların kentliler arasında adil ve eşit paylaşılamamasıdır.
Kentler her geçen gün büyümekte ve kentsel zenginlik artmaktadır.
Kentsel eşitsizlikler insanların ihtiyaçları üzerinden sınıflandırılabilir. Kentler bir arada yaşamaktan kaynaklanan ihtiyaçların organize bir şekilde karşılandığı mekânlardır.
Bazı kentlilerin ihtiyaçları karşılanırken bazı kentlilerin ihtiyaçları karşılanmıyorsa kentsel eşitsizliklerden bahsedebiliriz.
Maslow insan ihtiyaçlarını fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, sosyal ihtiyaçlar, saygınlık ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme olmak üzere 5 kategoriye ayırır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde olduğu gibi ilk üç basamaktaki ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik kentsel hizmetler önceliklidir.
Fizyolojik ihtiyaçlar, öncelikle insanların beslenme ihtiyacının karşılanmasını gerektirir. Beslenme ihtiyacı kentlerdeki üretim tüketim süreçlerinin organizasyonuyla sağlanır. Beslenme ihtiyacı bakkal, market, semt pazarı, alışveriş merkezi vb. yerlerde karşılanır. Bu alışveriş yerlerinde sunulan besinlerin kalitesi ve fiyatı kentin mahallelerine göre farklılaşmaktadır.
Beslenme ihtiyacının karşılanması gelir ve istihdamla doğrudan ilişkilidir. Gelir açısından değerlendirildiğinde kentlilerin eşit gelire sahip olmadıkları görülür.
Kentlerde karşılanan önemli ihtiyaçlardan bir tanesi de güvenliktir. Kentler insanların güvenle yaşayabilecekleri yerler olmalıdır. İnsanların güvenle yaşayabilecekleri sokaklar, caddeler, parklar ve konutların sağlanmasını gerekir. Konut bireylerin güvenliğinin sağlandığı en temel mekândır. Teneke evler, gecekondular, apartman dairleri, lüks siteler, ultra lüks konutlar gibi çeşitli konut tipleriyle barınma ihtiyacı karşılanmaktadır. Ancak bu konutların sunduğu yaşam kalitesi eşit değildir.
Kentlerde bireylerin sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için çeşitli hizmetler sunulmaktadır. Dinlenme alanları, parklar, kafeler, restoranlar, tiyatrolar, sinemalar, meydanlar vb. kentlilerin sosyalleşme ihtiyaçlarının karşılanmasında etkilidir. Kentlilerin bu hizmetleri erişimi ve hizmetlerin kentin mahallelerindeki dağılımı eşitsiz bir dağılım sergilemektedir.
Kentsel eşitsizliklerin birçok olumsuz sonucundan bahsedilebilir. En yaygın sonuçları toplumsal kutuplaşma, mekânsal ayrışma ve dışlanma artmaktadır.
Toplumsal kutuplaşma, bireylerin toplumsal kaynaklardan aldıkları paya göre iki zıt kutba ayrılmalarıdır.
Mekânsal ayrışma gelir, ırk, din, ideoloji vb. açısından birbirine benzer olanların kentin belirli bölgelerinde kümelenmeleridir.
Mekânsal dışlanma toplumda istenmeyen bazı sosyal grupların kentin belli bölgelerinde yaşamak zorunda kalmalarıdır.
Eğitim, sağlık, yaşama hakkı gibi insan haklarından birisi olan kent hakkı kentsel olanakların herkes tarafından kullanabilmesi gerektiği düşüncesidir.
Kent hakkı hem kentsel kaynakların eşit paylaşılması gerektiği düşüncesini hem de kentlilerin kentsel yaşam hakkında söz sahibi olmaları gerektiği düşüncesini kapsar.
Kent hakkı düşüncesi kentlerde yaşanan eşitsizliklerin adil olmadığını ve değiştirilmesi gerektiğini savunur.
Türkiye’de kentsel eşitsizlikler önemli bir sosyal problem olarak varlığını sürdürmektedir.
Birinci dönem 1950’li yıllarda kentlere göçle başlayan dönemdir. Göçleler birlikte artan kentleşme kentsel eşitsizliklerin de en temel nedenidir.
Kentsel eşitsizliklerin değerlendirilmesinde bir diğer kritik dönem 1980’li yıllardan 2000’li yılların başına kadar olan dönemdir. Bu dönemde uygulanan politikalar kentsel eşitsizlikleri ortadan kaldırmamıştım.
2000’li yıllardan sonra uygulanan neoliberal politikalarla birlikte kentsel eşitsizlikler daha da derinleşmiştir. Bu dönemde özellikle kentsel dönüşüm politikaları kentlerin yeniden inşasına imkân tanımıştır.
Ancak kentsel dönüşüm politikalarıyla inşa edilen yeni konut projeleriyle gecekonduluların yerinden edildiği ve orta sınıfların bu yeni konutlara yerleşmeleri mekânsal dışlanmaya ile eşitsizliklere neden olmaktadır.