Kur’ân’ın Evrenselliği

Yüce Allah bu ümmete peygamber ve kitap gönderdiği gibi, önceki toplumlara da peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Ancak mesajları sadece kendi dönemlerini kapsayan bu kitaplar tahrif edilmek sûretiyle güvenilirlik ve geçerliliklerini yitirmişlerdir. Bu durumun bir sonucu olarak Kur’ân -ı Kerîm vahyedilmiştir. Kıyamete kadar insanlığın hayatını düzenlemek üzere gönderilen Kur’ân -ı Kerîm’in evrenselliği tartışma götürmez bir gerçektir.

Kur’ân -ı Kerîm’in evrenselliğinin bir kısım şartlarını şöylece özetlemek mümkündür:

1) Kur’ân -ı Kerîm hem aslı itibariyle hem de mevcut haliyle ilâhî kaynaklıdır. Evrenselliğin ilk ve en önemli şartı olan “ilâhî kaynaklı olma” ilkesini bugün ancak Kur’ân -ı Kerîm taşımaktadır. Onun dışında hiçbir kitap mevcut haliyle bu özelliğe sahip değildir.

2) Kur’ân -ı Kerîm Allah tarafından koruma altına alınmıştır. Yüce Allah, Kur’ân -ı Kerîm’i Peygamber’imiz’e (s.a.v) en güvenilir yolla indirmiş, indirdiği şekilde günümüze kadar korumuş ve bundan böyle de koruyacaktır. Bu özellik de sadece Kur’ân -ı Kerîm’e aittir. Zira önceden indirilmiş olan Tevrat ve İncil insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Tevrat ve İncil’in muhtevalarında yer alan pek çok uydurma bilgiler de onların tahrif edildikleri gerçeğini ortaya koymaktadır. Kur’ân -ı Kerîm, Tevrat ve İncil’in tahrif edilmesi sebebiyle, bu kitaplara karşı insanlar arasında oluşan güvensizliğin kendisine karşı da oluşmaması için, daha ilk âyetlerinde kendi muhataplarına bu konuda güvence vermektedir.

3) Kur’ân - ı Kerîm önceki vahiyler üzerinde doğrulayıcı ve gözetleyicidir. Kur’ân -ı Kerîm’in evrensel bir kitap olmasının gereklerinden biri de onun Tevrat ve İncil başta olmak üzere önceki kitaplar üzerinde doğrulayıcı ve gözetleyici bir mevkide bulunmasıdır. Kendisinde hiçbir tahrif olmayan Kur’ân bu haliyle, muharref Tevrat ve İncil’de mevcut olan ancak vahiy ile ilgisi bulunmayan pek çok yanlış şeylerin doğrularını da ortaya koymaktadır. Kur’ân’ın bu özelliğini ifade eden “müheymin” kelimesi sözlükte “koruyan, gözeten, muhafaza eden” gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelimede “şahit” anlamı da vardır. Kur’ân -ı Kerîm bu sıfatıyla aynı zamanda önceki kitaplar üzerinde bir şahittir.

Kur’ân -ı Kerîm, önceki kitaplar üzerinde doğrulayıcı, gözetleyici ve şahit olması özelliği ile, önceki kitaplarda değiştirilerek insanlara yanlış olarak sunulan ilâhî kuralların doğrularını ortaya koymuştur. Bu onun evrensel bir kitap oluşunun çok önemli bir yönünü teşkil eder. Örneğin Kur’ân -ı Kerîm öncelikle Allah inancı konusundaki yanlışları düzeltmektedir. Kur’ân -ı Kerîm, bütün bunların Allah inancı hakkındaki yanlış görüşlerini dile getirip reddetmekte ve doğru olan Allah inancını öğretmektedir. Yahûdîler, Hristiyanlar ve diğer din mensupları aynı şekilde peygamber inancı, melek inancı, âhiret inancı konusunda; haramlar ve helaller hususunda pek çok yanlışlar içine düşmüşlerdir. Kur’ân -ı Kerîm, Allah inancında olduğu gibi bütün bu yanlış düşünce, inanç ve uygulamaları tek tek dile getirerek evrenselliğinin bir gereği olarak onları düzeltmekte, doğruları bildirmektedir.

Kur’ân -ı Kerîm, kendilerine ehl -i kitap dediğimiz Yahûdî ve Hristiyanlara yaptığı davetine onlardan olumlu cevap alamayınca kendilerini azapla korkutmuş ve mutlaka Kur’ân’a ve Peygamberimiz’e inanıp Müslüman olmaları gerektiğini bildirmiştir. Ancak bu çağrıya onlardan çok az sayıda kişi müspet anlamda icabet etmiştir. Böyle olunca da Kur’ân -ı Kerîm artık kendi davetini kabul etmeyen bu insanların Müslümanlardan ayrı bir güruh olduklarını vurgulamıştır.

İslâm dışı grupların Müslümanlardan soyutlanmaları, onların hem Müslümanlara düşmanlık yapmaları hem de yanlış inançlar ile Müslümanların itikatlarını bozmaya yönelmeleri sebebiyledir.

Allah Teâlâ bu yolla Müslüman ümmeti onların kötülüklerinden koruyup iyiliğin, hakkın ve adaletin temsilcisi olmalarını ve tüm insanlığa İslâm’ın güzelliklerini ulaştırmalarını murat etmiştir.

Tarafsız ve insaflı bir nazarla bakıldığı zaman Kur’ân’ın ihtiva ettiği tüm itikâdî, hukûkî, ahlakî kanun ve kuralların bütün insanlığın özellik ve ihtiyaçlarını dikkate alan zaman ve mekân üstü esaslar olduğu görülecektir. Onun getirdiği hak ve adalet prensiplerinin insanlığın kurtuluşu ve mutluluğu için ne kadar zaruri olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Bu esaslar, dünya hayatında huzur içinde yaşamayı temin eden, âhiret hayatında da ebedî saadeti kazandıran ilahî düsturlardır.