Tefsire Duyulan İhtiyaç ve İlgili Kavramlar

Kur’ân, çoğu zaman genel ilkeler ortaya koymuş, bunların geliştirilmesini erbabına bırakmıştır. Onda ilk etapta anlaşılabilecek bölümler olduğu gibi, işin uzmanlarının anlayabileceği bölümler de vardır. Bunun için Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tebyîn görevi verilmiş, o da hem sözlü olarak hem de uygulamalı olarak Kur’ân’ı açıklayıp yorumlamıştır. Hz. Peygamber’den sonra da bu süreç devam etmiş ve edecektir. Çünkü Kur’ân’ın bir müfessiri de zamanın kendisidir. Evrensel mesaj, çağın şartları ve ihtiyaçları doğrultusunda yeni bakış açılarıyla yorumlanmaya devam edecektir. Kur’ân’ın kendine özgü üslubuyla çok yönlü, kapsamlı bir kitap olması yanında bu sayılan sebeplerden dolayı onun tefsirine ihtiyaç olmuştur ve olacaktır. Tefsir, Kur’ân’ın doğru anlaşılması için yöntemler belirlemesi yanında; Kur’ân’ın inişinden itibaren günümüze kadar Kur’ân üzere yapılmış çalışmaları ve Kur’ân’ı anlama-yorumlama birikimini bize aktaran bir ilim dalı olarak misyonunu sürdürmektedir.

Her Müslümanın Kur’ân’dan anlayabileceği pek çok şey vardır. Yeter ki onu anlama niyet ve gayreti içerisinde olsun, yeter ki onu düşünerek okusun. Özellikle günde kırk kere tekrarlanan Fatiha sûresi başta olmak üzere Kur’ân’ın sonunda yer alan kısa sûreleri okuyup anlama konusunda hiç kimsenin ileri süreceği geçerli bir mazereti olamaz. Kelime kelime Kur’ân’ı anlamak ayrı, kısa sûre ve âyetlerin anlamını genel olarak anlamak ayrı şeydir. Kur’ân’ı yorumlamak daha da ayrıdır. Bunlar birbirine karıştırılmamalıdır.