Yasin Suresi ve Tefsiri

Yasin suresi, Mekkî surelerin önemli bir özelliğini yansıtır tarzda hurûf-i mukattaa ile başlar. Bu başlangıç, Kur'an'ın muhatapları üzerinde ciddi bir tesir bırakmaktadır. En yetkin oldukları sahanın söz söyleme sanatı olduğunu iddia eden Mekkelilere, bu ifadeyle, "Yapabiliyorsanız, kendi harflerinizden ve kelimelerinizden oluşan şu kitabın bir benzerini siz de getirin" diyerek meydan okunmaktadır.

Sure, öncelikle Hz. Peygamber’in yaşadığı tecrübeye vurgu ile başlar. Peygamberliğin, insanoğlunun yeryüzüne ayak basmasıyla birlikte söz konusu olduğu, Muhammed Mustafa’nın, köksüz ve geleneksiz bir iddiada bulunmadığı tarihsel örnekler verilerek dile getirilir. Tarihin önceki dönemlerinde yaşandığı gibi son nübüvvet tecrübesinde de inananlar olduğu kadar inkâr edenlerin de olacağı haber verilir.

İnkârcıların en affedilmez suçuna, Allah’a ortak koşmalarına işaret edilerek kınandıkları ayetlerin yanında inkârcıların bir dğer iddiasına, ölülerin diriltilemeyeceği tezine karşı da güçlü deliller ortaya konarak ahiret inancına vurgu yapılır.

İnanç konularının anlatıldığı her yerde Allah Teâla, inancın dünya hayatı ile kopmayan bağına da işaret etmektedir. Yerin, göklerin ve bunlar üzerinde varolanların tümünün yaratılması, insanoğlunun bu mahlukattan en uygun şekilde istifade etmesi, aslında insanın Allah'a bağlılığını güçlendirmeli, inancında en ufak bir şüphe duymamasına sebep olmalıdır. Ne var ki tüm gördüklerine ve yaşadığı tüm tecrübelere rağmen insanoğlu haddini aşabilmekte ve kimi zaman kendisini var edeni yok sayabilmekte kimi zamanda O'nun yanına tanrısal güçlere sahip olduğunu vehmettiği uydurma ilahlar koyabilmektedir..

İman ya da inkârın söz konusu olduğu yerde devreye, iradi davranışlarla bu davranışların davranışların tabii sonucu olan cennet ve cehennem girmektedir. Bu sebeple surede sık sık temas edilen konular, cennet ve cehennem sahnelerinden oluşan âhiret temalarıdır. İçinde bu tasvirlerin geçtiği ayetler, söz konusu temaları hem dünya hayatından misaller vererek ele almıştır hem de sahneleri en heyecanlı ifadeler eşliğinde muhataplara sunmuştur.

Dünyanın ve din gününün yegâne sahibi olarak Allah Teâla, tüm bu tasarruflarının neticesi olarak elbette en büyük kudret sahibidir, tazimi en çok hak edendir. Bu sebeple sure, arar ara yaptığı vurgularla Allah'ın sınırsız kudretine dikkatleri çektiği gibi sûrenin son ayetinde de bu sınırsız kudreti öne çıkarır: "Hülasa, her şeyin hükümranlığı elinde olan Zat ne kadar da yücedir! Üstelik sizler, başkasına değil; O’na döndürüleceksiniz!"