Tedarik Zincirinde Dış Kaynak ve Ulaştırma Yönetimi
Firmaları hantallaşmaktan kurtaran önemli stratejilerden biri, temel yetenekler dışındaki işlerin başka işletmelere devredilerek örgütsel küçülmeyi ve esnekliği arttırmayı amaçlayan dış kaynaklardan yararlanma stratejisidir.
Sabit maliyetlerin değişken maliyetlere dönüşmesi, temel işe odaklanmaya olanak sağlaması, maliyet ve risklerin azalması, maliyetlerin önceden bilinmesi, önceden belirlenmiş hizmet düzeyinin belirlenmiş olması gibi çok sayıda faydası bulunan dış kaynak kullanımı, günümüzde birçok firmanın sıklıkla başvurduğu bir yaklaşımdır.
Dış kaynak kullanımının faydalarına karşın, işletmeye özel bilgilerin sızması, tedarikçi ile ortak bir kültürün oluşturulamaması, dış kaynağa bağımlılık ve denetimin kaybedilmesi, işletmenin yeteneklerinden bazılarını yitirmesi, sektöre giriş maliyetlerinin düşmesi ve kolay rakipler yaratılması gibi bir takım dezavantajları da söz konusu olabilir. Değişik stratejiler kullanılarak bu dezavantajlardan kurtulma yolları da bulunmaktadır.
Kuruluşların herhangi bir fonksiyonunu dış kaynaklara yönlendirmesi için birçok neden bulunurken, uygulama esnasında karşılaşılabilecek riskler de göz ardı edilmemelidir. Bu risklerin farkında olmadan verilecek dış kaynak kullanım kararı kuruluşun uzun vadede zarara uğramasına neden olabilir.
Ürün ve malzeme akışının tedarikçilerden tesislere, tesislerden müşterilere etkin bir şekilde gerçekleşmesi için, işletmeler taşıma ağlarını en iyi ve verimli şekilde oluşturulması olarak tanımlanan ulaştırma yönetimi tedarik zinciri içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Ulaştırma süreleri, dış kaynak kullanımı alanında ilk sıralarda yer almaktadır. Özellikle de fiziki üretim gerçekleştiren hemen hemen tüm firmaların karşılaştığı, konusunda uzmanlık gerektiren ve sabit yatırım maliyetleri oldukça yüksek olan ulaştırma faaliyetlerinin, firmanın bünyesinde gerçekleştirilmesi günümüzde anlamını giderek yitirmektedir.
Taşımacılık genellikle kara, deniz ve havayolu taşımacılığı olarak sınıflandırılmaktadır. Her bir taşımacılık yöntemini kendine göre avantajları bulunmaktadır. Örneğin; kara yolu taşımacılığı daha düşük yatırım maliyeti gerektirirken, deniz yolu taşımacılığında birim taşıma maliyeti çok düşük olmaktadır. Bu nedenle yatırım maliyeti çok büyük olmasına rağmen deniz yolu ile büyük ölçeklerde ve uzun mesafelerde kargo taşınması mümkün olabilmektedir. Hava yolu taşımacılığı ise en yeni ve en az tercih edilen taşıma biçimi olup diğerlerine nazaran oldukça hızlı bir ulaşım alternatifidir.
Bu taşımacılık türlerinin karmaşık sırada kullanımı ile çok daha düşük maliyetlerle taşımacılık gerçekleştirilebilir. Coğrafi konumlar ve çevresel faktörlerin yanı sıra ülkelerin gerçekleştirdiği altyapı yatırımlarıyla birlikte, taşıma türlerinde uzmanlaşılan bölgeler ortaya çıkmıştır. Taşımacılık türleri arasındaki transferi kolaylaştıran altyapı kurulumu ve taşıma araç/ekipmanları sayesinde bu bölgeler, karma taşıma metodunun gelişmesini sağlayan lojistik merkezler haline gelmiştir. Türler arası taşımacılık olarak adlandırılan bu stratejinin sağlıklı çalışabilmesi için de türler arasında malzeme aktarma işlemlerinin etkin bir şekilde yapılabilmesi gerekir.
Dış kaynak kullanımı için sadece ulaştırma değil, depolama, gümrükleme, elleçleme vb. faaliyetler de eklenebilmektedir. Bu noktada üreticiden tüketiciye ürünlerin ulaştırılması faaliyetlerinin tamamı veya bir kısmının dış kaynak kullanımına devredilmesi anlamına gelen üçüncü parti lojistik kavramı ile karşılaşılmaktadır.