Mimari Tasarım ve Fotoğraf

Mimarlık ve Fotoğraf dersinin en temel amacı, fotoğrafın diğer disiplinlerle ilişkisini ele alarak, fotoğraf tarihi hakkında genel kültüre sahip bireyleri topluma kazandırmaktır. Ayrıca mimari fotoğraf çekimi hakkında bilgi sahibi olacak bireylere, fotoğrafı okuma, yorumlama ve çözümleme yetisi kazandırmaktır. Son olarak teorik bilgiyi yaratıcı süreçte kullanabilme bilgisine sahip olacak bireyler yetiştirmektir. Bu amaçları biraz daha detaylandıracak olursak;

Mimarlıkla ilgili düşünmenin, mimarlığı yeniden ifade etmenin ve mimarlıkla ilgili bir söz söylemenin fotografik araçlarını ve yöntemlerini aramak günümüz sanat söylemleri arasında oldukça yaygındır. Bildiğimiz mekanların alışılagelmemiş biçimde fotografik olarak yeniden üretilmesi sürecininin farklı algılar oluşturabildiğini gözlemlemekteyiz. Amaç, genel anlamda, mimari yapıları farklı bakış açıları ile 2 boyutta yeniden kurgulayarak fotoğraflar inşa etmektir. Bunun için yalnızca fotoğraf makinesi ve kamera gibi temel görsel üretim araçlarının kullanımını değil, estetiği ve anlatım gücünü arttıracak donanımsal bilgilere de sahip olunması gerektiği ortadadır. Metin içerisinde verilen Falling Water, Guggenheim Müzesi gibi örnekleri düşündüğümüz zaman gözümüzün önünde canlanan bir kare olması, o fotoğrafın artık kült bir hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak ne var ki; fotoğraf ile bir yapının istediğimiz kısmını vurgulayabilir, farklı algılar yaratabiliriz. Ek olarak, Le Corbusier gibi mimari tasarım sürecinde fotoğrafçılarla çalışan mimarların da, kendini ifade etme biçimleri ve sunumları da diğerlerinden daha farklı olmaktadır ve bu fotografik üretimlerine olduğu gibi tasarımlarına da yansımaktadır.

Özetle, konu fotoğraf olunca öncelikle bakmaya zaman ayırır, sonra da baktığımız alanın ne olduğuyla ilgili yorumlarımızı yaparız. Sanatın birçok türünün dahil olduğu bu anlamlandırma sürecine hayatla ilgili tecrübelerimizi de katar, yeni şeylere anlam yüklerken veya onların gerçekliğini sorgularken hafızamızın ve geçmişin rüzgarını da arkamıza alırız. Dahası, fotoğraf ve mimarlık ilişkisini, sadece görüntüye taşınan gerçeklikten birer kesit değil, aynı zamanda mimarinin hareketliliğine dikkat çeken çalışmalar olarak da yorumlayabiliriz. Ayrıntılarda görülen dinamizm ve bütünü oluşturan parçaların devinimi, fotoğraflara canlılık katan unsurlar olarak ortaya konulur. Var olan mimari yapının malzemesinden ve ışığından kaynaklanan yansıma ve gölgeler, zihnimizde fotoğrafa dair biçimlenen imgelere ayrıntılar eklemektedir. Bu yönüyle fotoğraflar, gerçeğin kendisinden ziyade gerçekliğe yönelik algılarımızı harekete geçirecek; düşünsel dünyamızda idealleştirdiğimiz nesnelere işaret etmektedir. Bu nedenle fotoğrafı okumak, mimari bir üretim söz konusu olduğu zaman önemli bir geliştirici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.